İZMİR İÇİN...

26 Ekim 2007 Cuma

İzmir'deki sanatsal, kültürel etkinlikleri canlandırmak için neler yapabiliriz? Bu konudaki fikirlerinizi yorumlarınızla beyan ederseniz sevinirim. Veya yorumun kapasitesini aşacak bir yazı formunda olursa mail yoluyla yollayabilirsiniz ve ben yazılarınızı buradan keyifle yayınlayabilirim.
Ayrıca İzmir ve yakın çevresinde amatör veya profesyonel anlamda sanatsal bir etkinlik düzenliyorsanız buradan duyurabilirsiniz.
Ben de yakın zamanda İzmirli olup da İzmir dışında yaşayan sanatçılardan ve yazarlardan İzmir'de sanat ve sanatçı olmak, İzmir için neler yapılabilir konusunda yazılar isteyerek burada yayınlamaya başlayacağım.
Eh sadece oturup neden İzmir'de bişeyler eksik diye ağlamak yerine biraz taşın altına elimizi sokabiliriz. Elbette bir blogtan çok şey beklememek lazım bu konuda ama en azından burada sanatsever bir kitlenin yaşadığını gösterebiliriz.
Desteklerinizi bekliyorum... İllaki buradan olmak durumunda değil elbette desteğiniz, çok sayıda İzmir'li blog olduğunu biliyorum, kendi sayfalarınızda da konuyla ilgili ufak da olsa birşeyler yapabilirsiniz diye düşünüyorum...
İyi bir konser için veya tam anlamıyla bir kitap fuarı için ya da sağlam bir film festivali için neden İstanbul'a gitmek zorunda olalım ki?

Read more...

İzmir'de Okur Olmak

24 Ekim 2007 Çarşamba


İzmir'de yaşayan bir kitap kurduysanız İstanbullulara göre biraz daha şanssız sayılabilirsiniz. Başka bir yazımda bahsettiğim gibi İzmir'de Tüyap Kitap Fuarı kapasitesinde bir fuar olmaz maalesef. Yılda bir defa ve bir haftalık bir fuar organizasyonu sözkonusu ama ona da bütün yayınevleri katılmaz. Dolayısıyla kampanyalar, indirimler, imza günleri ve söyleşiler gibi güzelliklerden biraz mahrum kalırsınız.
Kitabevi konusundaysa pek bir eksiğimiz yok; hemen her semtte bir kitapçımız var. Beş adet D&R mağazası, üç adet İnkılap Kitabevi, İletişim Kitabevi, Pan Kitabevi, Epsilon ve akıbetini takriben bir yıl sonra görebileceğimiz yeni açılan Etiket Store hemen akla gelenlerden...
İzmir'in bu konudaki en büyük eksikliği ise ciddi anlamda yayıncılık yapan bir yayınevinin olmayışı. Kısacası buradaki kitabevleri bir şekilde İstanbul'a bağımlı sürdürüyorlar ticari hayatlarını. Oysa bildiğim kadarıyla nüfusumuz İstanbul'la kıyaslanacak durumda olmasa da kültürel etkinliklere katılım oranımız hiç de az sayılmaz.
Bir kentin kültürel yapısını okuyan, sanatla ilgilenen ve sosyal hayatı olan insanların oluşturduğunu düşünürsek bu konuda İzmir'in cesur atılımcılara ihtiyacı olduğu sonucuna varabiliriz. Yayınevlerinden, sanatçılardan ve yazarlardan ilgi bekliyoruz kısacası...

Read more...

İzmirli Olmak...

20 Ekim 2007 Cumartesi




İzmir'i diğer şehirlerden ayıran bazı karakteristik özellikleri vardır; insanların rahatlığı, koşuşturmacanın diğer büyük şehirlerle kıyasla yok denecek durumda olması, biraz da Ege kenti olmanın verdiği bir keyfe düşkünlük...
Hava güzelse kordon nargilesini tüttürenlerle, rakısını yudumlayanlarla doludur. Hafta sonu ise yakın çevredeki yazlık mekanlar tercih edilmiştir.
Kızları güzel midir? Galiba evet:)) Ya da sanırım çok güzel olmayanının dahi kendine has bir havası vardır.
İzmir'de herkes sanki birbirini tanıyor gibidir. En az bir defa karşılaşmışlar ve sima olarak dahi olsa bir göz ısırması yaşamaktadırlar... Evet İzmir bu anlamda küçüktür.
İnsanlar genelde cumhuriyete bağlı, özgürlüğüne düşkündür; bir cemaatin müridi olmayı yada bir aşiret reisinin boyunduruğu altında yaşamayı kendine yedirebilen insan sayısı yok denecek kadar azdır. Bu anlamda bağnaz çevreler tarafından adı 'Gavur İzmir' olarak bilinir:))) İzmirliler ise derin hoşgörüleriyle bu lafa sadece gülümserler...
Öğrenciliğini İzmir'de yaşama şansına erişmiş gençlerin büyük çoğunluğu geri dönmez, böyle de bağımlılık yaratan bir ruhu vardır İzmir'in...

Read more...

Kentleşme, Estetik ve İzmir

19 Ekim 2007 Cuma



Bir şehrin mimari yapısını, ruhunu bozan en ciddi sorun sanırım nüfus patlaması... Gecekondular, çarpık yapılaşmalar sonunda güzel bir kent kısa bir sürede çöplüğe dönüşebiliyor. ''Doğurun rızkını Allah verir'' zihniyetinin hesaplamadığı şey, dünyanın yüzölçümü ve olanakları sınırlı. Allah rızık vermiş zaten ama akıl ve fikir de vermiş insana. Aklı ve fikri biryana bırakıp sadece rızıkları tüketen türümüz ise dünyanın sonunu getirmeye aday...
Şu eski fotoğraflarla günümüz İzmir'i arasındaki farklar açıkçası hiç de içaçıcı değil, ki bu çarpık kentleşme hemen her yerde var... Avrupa'da insanlar hala yüzlerce yıllık binaları restore edip kullanabiliyor. Yeni yapılan binalarda ise 'başını sokacak mekan' zihniyetinin ötesinde estetik de gözetebiliyorsa bu ekonomik gelişmişlikle açıklanamaz sadece. Sosyal bilinç, yaşadığımız gezegene karşı sorumluluklarımız da bunda etken faktörler.
Günümüz koşullarında elbette giden bazı şeyleri geri getirme şansımız yok ama en azından biraz olsun ders alabilecek kapasiteye ulaşıp elde kalan korunabilir diye düşünüyorum. Ve yaşadığı ülkeye bağlı bir insan olarak hala doğum kontrol gibi bir sorunun yaşanmasından dolayı utanıyorum açıkçası...

Read more...

KÜRESEL TEHDİT: AŞK

10 Ekim 2007 Çarşamba

Pentagon karar verdi ve uygulamaya koydu! Ortadoğu'da bütün aşklar ılımlı olacak! Çılgın aşıklar, şiddetli aşklar Yeni Dünya Düzeni için tehlike oluşturuyor. ABD Orta ve Yakın Doğudaki elemanlarını harekete geçirdi, şeyhler şiddetli aşkın günah olduğu fetvasını verdi bu sabah. Pop Starlar ılımlı aşka övgüler düzen şarkılar bestelemeye başladı. Cemaat gazeteleri şiddetli bir şekilde aşık olanları komünist ve faşist olmakla suçlayan manşetlerle girdiler güne.

Devamını okuyun...

Read more...

Türk Medyası

08 Ekim 2007 Pazartesi


Malum medya, Cemaat medyası, Holding medyası, Magazin medyası, Spor medyası vb. gibi alt başlıklarda toplanabilen adı Türk giderek kendisi daha farklı kimliklere bürünen medyamız hakkında ne yazsanız bir doğruluk payı vardır.
Habercilikten bahseder hemen hepsi ama kısmen magazine kaçmadan olmaz. Bu ehven-i şer yanı medyamızın. Siyasi anlamda ise fanatik bir futbolseverden farkları yoktur çoğunun. Mesela Cemaat medyasından şu anki hükümete en küçük bir eleştiri haberi okuyamayacağınız gibi, tam aksi yönde bir gazeteden de en küçük bir tebrik yazısı okuyamazsınız hükümete karşı. Peki hükümet dediğimiz şeytan mı yoksa melek mi? Her icraatı kesin doğru ya da kesin yanlış olabilir mi?
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci konusunda hafızanızı bir kurcalayın. Bazı gazeteler Sayın Gül'ün pek sempatik gülüşünü yeterli gördü, bazıları her koşul altında karşı çıktı, bazıları ise ''A. Gül sen bizim herşeyimizsin!'' gibi bir slogan etrafında toplandı. Sonuçta bir kesim zafer çığlıkları atarken bir kesim ise yenilmişlik hissi yaşadı. Peki bu bir savaş mıydı? Sonuçta Türkiye Cumhuriyetine bir cumhurbaşkanı seçildi. Ve içler acısı olan durum şu ki medya ve medyanın gaza getirdiği topluluklar nedeniyle cumhurbaşkanlığı dediğimiz kurum yıprandı ki ara ara Sayın Gül bir şehre gittiğinde sanki bir popstar gelmiş gibi tepesine çiçekler atılması, sanki bir amigo tarafından yönlendirilen fanatik seyircilerce karşılanıyormuş gibi sloganlar atılması dünyanın neresinde görülmüş şeyler?
Komik olan ise Medya dediğmiz canavar toplumsal belleğimizin zayıflığını çok iyi bildiği için bugün savunduğunu yarın terkedebilir, dün yerden yere vurduğunu yarın baş tacı edebilir ve bizler hiç şaşırmayız. Üstelik ne savunduğu ne de alaşağı ettiği kişi veya kurumda en ufak bir değişiklik yokken. sadece koşullar değişmiştir.
İşin içine ticaret girince medya da medyalıktan çıkıyor elbette. Sonuçta kaç medya kuruluşunun sahibi ama gerçek sahibi gazeteci veya görsel basın mensubu? Bilindiği üzere büyük çoğunluğunun sahibi işadamı, cemaat lideri vs...
Bu durumda gazeteci özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Patronunun bir yolsuzluğunu gazetesinde okuma şansınız var mı?
Basın kuruluşlarının özgürlüğü demek herhangi bir gazetecinin istediğini yazabilmesi demekten çok halkın haberalma, doğru haberalma özgürlüğü demektir. Basına yapılan her türlü sansür, baskı bizlerin haberalma özgürlüğümüze yapılmış demektir.

Read more...

Yüzyılımız...

07 Ekim 2007 Pazar

Alışkanlık olmuştur artık her dönemi bir isimle anmak; Teknolojinin yüzyılı, Savaşların yüzyılı, Karanlık Çağ vs... Peki yaşamakta olduğumuz döneme ne isim verilebilir? Karmaşa veya kaos yüzyılı diyebilir miyiz? Medya Çağı'na ne dersiniz? Ya da üstü kapalı bir imparatorluklar çağı? Muhtemelen hepsinden biraz var ama en ağır basan tanımlama bence; Paranoyalar Çağı!
Elbette her dönemin, her yüzyılın büyük bir paranoyası olmuştur. Ama hiçbir dönemde bu denli yoğun paranoyalar yaşamamıştır insanlık diye düşünüyorum.
İnsanlığın sonu senaryoları, doğal felaket senaryoları, hemen her ülkenin hatta her insanın bir felaket senaryosu var artık günümüzde...
Belki eski dönemlerde de bu tarz durumlar yaşanmıştı ama günümüzün farkı bu senaryolardan beslenen adına medya dediğimiz bir canavarın artık gözle görülür, elle tutulur durumda olan etkisi...
Blog tanıtımında bahsettiğim gibi amaçlarımdan bir tanesi de medyaya farklı bir bakış geliştirebilmek. Çünkü artık medya yalnızca haber vermenin ötesinde kamuoyu oluşturan, insanları yönlendiren bir yapıya bürünmüş durumda günümüz koşullarında.
Konumuza dönersek yüzyılımız artık güven olgusunun yokolduğu, herşeyin ve herkesin tehdit unsuru halinde algılandığı bir çağ bence...
Konu hakkında sizler de düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Read more...

Merhaba

Blogum başlığına da uygun olarak gündelik hayat ve gündelik hayata etki eden herşey üzerine olacak. Biraz siyaset, biraz medyaya farklı okuma biçimleriyle yaklaşmak ve elbette bir Anadolu geleneği olan mizahı ve hoşgörüyü benimseyerek biraz taşlama...
Kişisel bir blogdan çok, genel ve herkesin yazı ve yorumlarını yayınlayabileceği, küfre varmadığı sürece düşüncelerini yazıya dökebileceği bir blog yaratmak niyetindeyim.
Ne kadar başarılı olacağımı zaman gösterecek elbette...

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP