La Dolce Vita

28 Kasım 2007 Çarşamba








-Eşinizi nasıl arzu edersiniz?
-Az pişmiş...


İlişkilerin katettiği yol bazen bu yemek sahnesine gelip dayanabiliyor sanırım.
İki insanın birlikte bir ömre devam etme girişimi kuşkusuz oldukça zor bir çaba...
Günlük hayatın getirdiği sıkıntılar, iki farklı insanın farklı alışkanlıklarının getireceği açmazlar ve aşkın bir süreklilik durumu olmadığı gerçeği vs vs...
Sürekli bir tutku haline inanmıyorum. Belki de yaşlanmak dediğimiz şeye uygun olarak ilişkilerdeki tutku ve aşk hali yani fırtınalı dönem de zamanla yerini daha durgun daha güvenlikçi daha dostane ve daha huzurlu bir döneme bırakıyor olabilir. Klasik bir laftır ama sanırım bir o kadar da doğru, bir ilişki yıllara meydan okuyorsa bunun nedenleri sevgi, anlayış, saygı ve karşılıklı güven gibi şeyler olabilir. Yıllarca süren bir ilişkiyi son zamanlar ayakta tutan aşk ve tutku değildir diye düşünüyorum.
İşin içine toplumsal, kadın ve erkek olmaktan ileri gelen rolleri de katarsak biraz daha karmaşıklaşıyor her şey...
Ben çok ümitsiz değilim aslında bu konuda... İki insanın beraber mutlu olabileceğine inancım var. Ama bunun için katlanılması gereken güçlükler olduğunu ve bu iki insanın toplumsal roller gereği değil de bilerek isteyerek ve severek birlikteliğe başlaması gerektiğini düşünüyorum...
Tabi bütün bu yazılanları geçersiz kılabilecek durumlar da yaşanıyor olabilir. Ki sonuçta boşanmak, ayrılmak, intiharlar ve cinayetler, aldatmalar aldatılmalar gibi durumlar fazlasıyla yaşanıyor yeryüzünde...
Hayatın insana pek fazla hata şansı tanımayacak kadar kısa olduğunu düşünecek olursak dikkatli ve bilinçli olmak gerekiyor sanırım bu konuda...

Read more...

Atatürk ve Kadın Hakları

23 Kasım 2007 Cuma



Ben bilmem beyim bilir tavrını benimseyen kadınlara göre değil burada yazacaklarım. Bu uyarıyı yaptıktan sonra asıl yürek burkan konuya geçebilirim sanırım.
Bir insanın üçüncü dördüncü eşi olmayı sindirebilen, kız evladını aileden saymayan, çocuğunu mal gibi satan sözde ailelere de sözüm yok.
Benim sözüm kendi başına ayakta durabilecek yeteneğe, güce sahip olmasına rağmen bir yerlerde sığıntılığı kendisine münasip gören zihniyete...
Bu ülkede bir çok hak için mücadele edilmediği için değeri pek bilinemiyor sanırım. Kadınlarımızın kadın hakları için toplumsal bir mücadele verdiğine dair bilgiye ben ulaşamadım ama şu an malum kesimin hedefi olan Atatürk kadın haklarını modern dediğimiz birçok ülkeden daha önce yasalaştırdı bu ülkede.
Hal böyleyken şimdi bu ülkede kız çocukları da okuyabilsin diye kampanyalar açılması tuhaf değil mi? Tuhaf ama maalesef gerçek. Televizyonlarda ağalık vb feodal yapılanmaları cici gösteren dizilerin oldukça revaçta olduğu bir dönemde canınızı sıkmak istemem ama 15 yaşında zorla şeyhle evlendirilmiş bir çocuk o dizileri izleyince neler hissediyor olabilir bir an için anlamaya çalışınız lütfen...
Yarın öğretmenler günü. Klasik nutuklar atılacaktır mutlaka. Eğitimin önemi vurgulanacaktır. Ama yaşadığımız yüzyılda bu ülkede hala eğitimin önemini vurgulamak aslında bu önemin tam olarak kavranamadığının itirafı da değil midir?
Ayrıca bu konuda konuşmak ve iyi dilekleri sunmak yeterli midir?
Dünya standartlarında eğitim demek üç beş okula bilgisayar verip ''al sana modernizasyon'' demek midir? Cemaat okullarında da bilgisayar var ama cemaat okulları şeyhe mürit yetiştiriyor en moderninden...
Bilim, sanat, kültür gibi kavramların bu ülkede içi doldurulmalı belkide eğitim alanında.
son olarak konuya dönersek bir ülkenin modernliğinin kıstası halkın kullandığı beyaz eşyanın kalitesinden çok, o ülkenin kadınlarının gündelik hayata ve toplumsal hayata katılım oranıdır diye düşünüyorum. Elbette tek kıstas değil ama önemli bir kıstas bu bence...
Tüm eğitimcilerimizin öğretmenler gününü bugünden kutluyorum...

Read more...

DENEMEK

20 Kasım 2007 Salı





















Türlü yanılmalara rağmen denemek hayata bağlılığın göstergesidir.
Yeni keşifler için gereklidir.
Denemeden bilemezsiniz.
Elbette bizlerden önce deneyenlerin ulaştıkları sonuçlar da önemli ve dikkate alınmalı.
İnsanlığın türlü denemelerinin sonuçlarına insanlık tarihi diyoruz.
İnsanlık savaşları denedi ve denemeye devam ediyor, bu o kadar da akıllı bir tür olmadığımızın göstergesi muhtemelen.
İnsanlık barışı da denedi ama sıkılmış olmalıyız ki barış dönemleri çok uzun sürmüyor.
Deneysellik sanatta ve bilimde olmazsa olmazlardan. Sanatta tekrara düşüp sıkıcı bir hal almamak adına bilimde ise bilinmeyenin peşinde bir serüven olarak zorunlu bir durum olan denemek günlük hayatta da insanın sıkıcı bir hayattan kurtulmak adına başvurduğu bir yöntem.
Yeni bir sevgili, yeni bir iş, yeni bir film izlemek, yeni bir albümü dinlemek hayata renk katabileceği gibi bu denemelerde yanıldıysak zaman ve parasal kaybın yanında hayatı karartabilecek sonuçlar da doğurabilir. Ama bu yanılmalar nedeniyle ne sinemadan ne müzik dinlemekten ne çalışmaktan vazgeçeriz ne de kötü bir ilişkinin sonunda ölene kadar yalnızlığa mahkum ederiz kendimizi....
Her şey bir tecrübedir.

Read more...

Pop star buzda dans eder mi?

19 Kasım 2007 Pazartesi




Popumuz yeni alaturka starını ararken daha önce star olabilmişleri buzda dansa geçti. Bir sonraki aşama nedir bilemiyorum, ama bence buzda dans edebilen pop starlarımız ay yüzeyinde pizza yiyerek gerçek yeteneklerini ortaya koyabilirler.
Pizzasını en çabuk bitiren buzlar kralı veya kraliçesi pop starımıza ödül olarak altın plak verilebilir asıl mesleğini hatırlatmak adına...
Bir konuda profesyonel olmak varken, gerçek mesleğinizi iyi bir şekilde icra etmek varken neden her konuda saçmalayabilecek düzeyi yeğlerler bilemiyorum.
''Reklam reklamdır!'' kanunu mu etkili bunda yoksa ''Halk beğeniyor kardeşim sana ne?'' vaziyeti mi?
Bu yarışmalardan çıkıp bir yerlere ermiş sanatçı var mı?
Bizim kuşağın çocukluğunda tek kanallı televizyon vardı. Kış olimpiyatlarını izlerdik ve belki klasik müziği ilk olarak buz pateni yarışmalarında dinledik. Baleyle kıyaslanabilecek estetikte dansları hayranlıkla izledik o dönemler. Oradaki sporcular ve jüri arasında hiç ''Senin aaaazını caart diye yırtarım'' tarzı tartışmalar yaşanmazdı. Jüri konuya hakim kişilerden seçildiği için olabilir elbette bunun nedeni:)))

Read more...

BLOG HAKKINDA

17 Kasım 2007 Cumartesi

Bu blog işine başlarken niyetim İzmir ve yakın çevresindeki sanatsal etkinlikleri duyurmak, izleyebildiklerimi tanıtmaktı. Ama yaşadığımız ülkede son dönemde öyle şeyler oluyor ki düşünmemek veya dışında kalmak pek mümkün değil. İster istemez yazılar da biraz siyasi içeriğe doğru kaydı. Emrah'tan bir yazı istedim, sağolsun o da aşağıda okuyabileceğiniz gibi yine gündeme dair bir yazı verdi:))) Bunu saymadığımı belirtiyor ve blogumun gerçek amacına uygun bir yazı beklediğimi buradan iletiyorum kendisine:)))
Niyetim yeniden başlangıçta hedeflediğim içeriğe yönlendirmek blogumu. Umarım içinizi karartmamışımdır siyasi içerikli yazılarla...
Aşağıda verdiğim satış listeleri konusunda da bir açıklama yapmak istiyorum; Listeleri aylık olarak güncelleyeceğim ve aşağıdaki liste bu ayın ilk 15 günlük satış grafiklerine göre oluşturulmuştur. Listeleri bana ulaştıran D&R Göztepe mağazası müdürü AHMET ERSOY ve Etiket Store Kitabevinden EMRAH ATİK'e de buradan teşekkür etmek istiyorum.
Herkese iyi mutlu ve sorunsuz bir haftasonu diliyorum...

Read more...

TERÖR VE TÜRKİYE


Terörü haklı gösterebilecek bir neden var mıdır?
Masum insanları öldürmek hangi davayı haklı kılar veya hangi katili kahraman yapıp ona cennetin kapılarını aralar?
Hangi akaryakıt hammaddesi insan hayatından daha değerli ve daha kutsal olabilir?
Ülkemiz her zaman terörle uğraşmak zorunda kalmış bir ülke ve bu konuda müttefik olarak tanımladığımız ülkelerden hiç birisi taziye sunmak dışında bir şey yapmadı. Herhangi bir Avrupa ülkesi on yılda teröre onbinlerce insanını kurban verse, bunun faili olan terör örgütünü ülke yönetiminde söz sahibi yapar mı? O halde bizden demokrasi adına DTP'ye göz yummamız nasıl istenebiliyor, dahası bunun gerekli olduğuna başbakanımız ve iktidar partimiz nasıl inandırılabiliyor?
Şu söz ne demektir;
''Meclisten çıkarırsak dağa giderler'' ? Bu adamlar ya terörist oluruz ya da milletvekili gibi bir dayatma mı yaptı da Sayın Başbakanımız da aman kalın milletvekili olun diyor?
Kendinizi bir şehit yakınının yerine koyun. Çocuğunuz askere gitmiş ve şehit edilmiş, acınız büyük, bir an önce bu vahşetin bitirilmesini istiyorsunuz ama yaşadığınız ülkenin meclisinde oğlunuzun katiline kahraman gözüyle bakan, oğlunuzun ölüm emrini vermiş caniyi özgürlük savaşçısı diye nitelendiren bir parti var ve bunun adı demokrasi... Sanırım bu oğlunuzun ölümünün verdiği acıdan daha büyüktür.
Siz DTP'nin Doğuda yaşayan vatandaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi konusunda bir icraatını teklifini çalışmasını gördünüz veya duydunuz mu? Aşiret tarikat şeyh toprak ağası vb feodal yapılanmalar arasında sıkışmış o insanların insanca yaşayabilmeleri konusunda ne yaptılar şu ana kadar? Orada ezilen kadınların hakları için ne yaptılar? Töre cinayetleri konusunda? Tek politikaları PKK terör örgütünü yasallaştırmak olan bir parti nasıl kabul edilebilir? Demokratik yollarla geldiği söyleniyor. Siz doğuda bir şeyhin veya toprak ağasının veya aşiret reisinin tebası olarak yaşayan insanların sağlıklı bir koşulda oy kullanabildiğine inanıyor musunuz?

Read more...

TARTIŞMAK

15 Kasım 2007 Perşembe


Bir konu üzerine tartışabilmek için gerekli olanlar nelerdir?
Önce malzemeler;
Elbette tartışılacak bir konu şart.
Konu üzerine bilgisi olan tartışacak taraflar gerekli.
Ve tabi bu tartışmanın bir sonuca ulaşabilmesi için tartışmanın bir de amacı olmalı.
Televizyonlarda bir tartışma programına rastlamamış olmanız imkansız. Bizdeki tartışmalar genelde zorunluymuş gibi uzlaşıya yöneliktir. Tartışma boyunca fikirlerini bir kılıç gibi kuşanmış taraflar gerek tatlı gerek küfürlü bağırıp çağırırlar sonra tartışmayla hiç alakalı olmayan bir konuda uzlaşırlar.
Tartışmanın taraflarından herhangi birinin karşı tarafı haklı bulup sonunda onun fikrini benimsediği bir tartışma programına ben henüz rastlamadım. Genelde tüm taraflar tartışmaya başladıkları fikirlerle tartışmayı sonlandırırlar.
En komiği de şu replik çok sık kullanılır;
''Aslında aynı şeyi söylüyoruz fakat...''
Aynı şeyi söyleyecekseniz neden oradasınız ki?
Bırakın farklı şeyleri söyleyecek insanlar konuşsun, değil mi?
Sonra konu üzerinde tek hakimmiş havası yaratanlar, söyledikleri kesin doğru edasında konuşanlar da bana anlamsız gelmiştir. Eğer gerçekten durum buysa tartışma sözkonusu olmaz ki.
Daha başka tartışma yöntemleri de var elbet cennet vatanımda; yol verme veya vermeme nedeniyle başlayıp hastahane veya karakolda biten tartışmalar mesela...
Veya karşı karşıya gelmeden beyanatlarla yürütülen tartışmalar ki genelde siyasi yaşamda iki karşıt parti tarafından yürütülürler ve biz güya tarafsız medyadan takip ederiz. Medya demişken hiç cemaat medyasından AKP'ye eleştiri sayılabilecek bir haber veya yorum veya köşe yazısı okudunuz mu? Ya da tam tersi Cumhuriyet gazetesinde CHP ye yönelik sert bir eleştiri? Ya da holdingimizin medyasında parti adı önemsiz ama iktidar hakkında ciddi bir eleştiri? Hoş holdingimiz biraz daha akıllı bu konuda; ekonomistleri Türkiye harika gidiyor, hükümet şahane reformlar dünyada bir tane havası yaratırken arada muhalif bir kaç yazar da hükümeti eleştirir onlarda ki tarafsız medya desinler...
Konuya dönersek ben henüz medyamızda veya siyasi hayatımızda ciddiye alınacak bir tartışmaya rastlamadım...

Read more...

Seda Sayan Bunları Yapmazdı...

12 Kasım 2007 Pazartesi




Seda Sayan olsa Arap kralı için binlerce yıllık devlet geleneklerimizi alt üst etmezdi.
Seda Sayan olsa kendisini odasına çağıran krala uygun bir cevap verirdi.
Seda Sayan olsa 10 Kasım'da Atatürk'ün adını bile anmayan bir insana kral da olsa gereken cevabı verirdi.
Seda Sayan olsa yetinmez sabah programında da bir güzel haşlardı kralı...
Ama maalesef bu fotoğraf çekildi.
Burası Suudi Arabistan'da kralın kabul odası değil!
Burası Türkiye Cumhuriyetinde bir otel odası.
Şahısları hepimiz tanıyoruz.
Sayın Erbakan'ın Kaddafiden yediği fırça geliyor akıllara...
Utandım...
Üzüldüm...
Kral Sayın GÜL'ün arkadaşı veya kardeşi veya her şeyi olabilir, ama Sayın Gül orada Abdullah Gül olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak bulunuyor ve hiç yakışmadı...
Gitsin herhangi bir ülkeye ve bir otele yerleşip, o ülkenin cumhurbaşkanını odasına çağırsın ve ne gibi bir cevap geleceğine bir baksın sayın Cumhurbaşkanımız...

Read more...

ATATÜRK

10 Kasım 2007 Cumartesi



Her türlü olumsuzluğa karşın büyük bir savaştan büyük bir zaferle çıkan Türkiyemizin büyük önderi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anıyoruz bugün...
Onun kazanımlarını ve en önemlisi Türk insanına yeniden hatırlattığı onur kavramını günümüzde kaybetmeye başlamış olmanın verdiği hüzne rağmen umutsuz değilim yine de...
Hala Türkiye'nin O'nun öngördüğü gibi tam bağımsız, ABD veya AB'ye bağımlı bir yobazlar cenneti olmadan varlığını sürdürebileceğine inanıyorum...
Türkiye'nin geleceğinin bir kaç borsa kumarbazının sermayesinin geleceğinden ve cemaatlerin ekonomik veya siyasi geleceğinden dahası herhangi bir partinin iktidar hevesinden daha önemli olduğuna inanan bir insan olarak bu ülke için O'nun gösterdiği yol dışında bir kurtuluş göremiyorum.
Üstü kapalı bir kurtuluş savaşı verdiğimiz şu günlerde O'nu daha bir özlemle anıyoruz...

Read more...

HİÇ

09 Kasım 2007 Cuma

NE DÜŞ NE DE GERÇEK...
HİÇ...

Read more...

Çok Satanlar

08 Kasım 2007 Perşembe

Blogumda İzmir'deki kitabevlerinin satış grafiğine göre düzenlenmiş çok satanlar listeleri verdiğim için konu üzerine bir kaç şey yazma zorunluluğu hissettim.
Öncelikle bir kitabın veya albümün çok satması çok iyi olduğu anlamına gelmez diye düşünüyorum. Çok satanlar listelerine girip de artık bir klasik olmuş her çağda okunabilecek veya dinlenebilecek kaç albüm veya kitaba rastladınız?
Reklamın bu konuda büyük etken olduğunu düşünüyorum ve bu konuyu Ailemizin Kitapçısına paslıyorum. Emrah kitaplarla ilgili blogunda bu konuyla ilgilenirse sevinirim.
Pasım sadece Emrah'a değil elbet; meslek olarak değilse de okur olarak kitaplarla ilgilendiklerini bildiğim Çocukla Çocuk, Lynist, Çikolata Çikolata, Babil, İpekyolu, Kadın Sanat ve Parkeoloji isimli blogların yazarları olan arkadaşların da bu konudaki fikirlerini merak ediyorum:)))
Evet siz kitap seçiminizi yaparken bu listeleri dikkate alır mısınız? Listeler sizi hiç yanılttı mı?

Read more...

Neler Oluyor?

05 Kasım 2007 Pazartesi

Ülkemize saldıran görünürde pkk. Görünmeyen el konusunda ise şüphelerimiz yoğun. Son olaylar üzerine düşünüyorum bende herkes gibi. Askerlerimizi kaçıran pkk, alıp getiren dtp, en büyük müttefikimiz abd, hedefimiz ab, medyamız malum...
Hepsi tesadüf mü?
Biz paranoyak mıyız? Yoksa salak mıyız?
Bu ülkenin ne koşullarda kurulduğu hatırlanıyor mu?
Bu kadar basit mi?
Bankalarımız, medyamız, enerji kaynaklarımız vs'lerimiz satılıyor. Neden?
Özelleştirme nedir?
Neden satılıyor her şey?
Bu aslında güzel bir kuruluş ama biz salağız beceremedik alın siz işletin diye mi satıyoruz?
Yoksa biz aslında akıllıyız da elin adamı salak ve iş yapmayan kurumları mı kaba tabirle kaktırıyoruz elaleme?
Özelleştirme nedir?
Kim salak?
Alan mı satan mı?
Cemaatimizce vatanseverlik günah mı ilan edildi?
Neler oluyor bu ülkeye?
Cevabı olan var mı?

Read more...

HİÇ

03 Kasım 2007 Cumartesi



Zafer nedir sizin için?
Everest'e tırmanabilmek?
İşinizde yükselmek?
İstediğiniz kişiyle birlikte olmak?
Büyük balığı yakalamak?
Taraftarı olduğunuz takımın kupalar kazanması?
Oy verdiğiniz partinin iktidar olması?
Cennette rezervasyon?
''Evet, işte bu, harikayım!'' dediğiniz anlar neler?
Daha önemli soru şu; bu anlar gerçekten önemli mi, kaba tabirle üç günlük dünya dediğimiz hayatta?
Peki kaybetmek, başaramamak ne ifade ediyor sizin için?
Hayattan keyif aldığınız anlar var mı?
Çocuğunuzun gülümsemesi, lotoda büyük ikramiyenin sizi bulması...
Sekiz milyarlık dünyada kişisel başarı gerçekten başarı mıdır?
UFO'lar var mı?
Evrenin tek sakinleri bizler miyiz?
Bizim dinimiz tek din, ırkımız yüce ırk, takımımız dünyanın en büyük takımı, sevgilimiz dünyada tek, bizim doğrumuz tartışılmaz mı?
Kayıtsız şartsız itaat diye bir şey var mı?
Soru sorar mısınız kendinize?
Doğru doğru mudur?
Yanlış nedir?
Ya ahlak?
Burada ahlaksız, yanlış, kabul edilemez olan yüz kilometre ileride sevapsa buna ne dersiniz?
Farklılıklar bir zenginlik midir yoksa yokedilmesi gereken ayak bağları mı?
Sanat kimin içindir?
Ölmek ne kadar gerçektir?
Ölüm son mudur yoksa başlangıç mı?
Eğer sonsa bizim inancımız bunu değiştirebilir mi?
Ya da değilse inanmayışımız herhangi bir değişikliğe neden olabilir mi?
Doğrular ne kadar doğru? Kim karar verdi buna?
Ya yanıldıysak!
Bir insan başka bir insanı neden öldürür? Bunun haklı bir sebebi olabilir mi?
Hiç yürürken yanınızdan geçenlerin de sizin gibi olduğu; ailesi, sevdikleri sevmedikleri, dostları düşmanları, hayalleri olduğu aklınızdan geçti mi?
Sorular kafa karıştırsa da güzeldir...

Read more...

Kişisel Gelişim

01 Kasım 2007 Perşembe


İnsanı geliştiren nedir sorusunun cevapları ve günümüzün kişisel gelişim sektörü ne kadar bağdaşıyor bilmiyorum. Belki çıkış noktaları aynı olabilir; ihtiyaçlar, daha iyiye olan özlem, biraz ego ve benzeri bir çok şey...
Sonuçta insan gelişiminde yaşananlar ve bunlardan çıkarılan sonuçlar önemli ve tekerleği yeniden defalarca icat etmemek adına bu yaşananların, bulunanların paylaşılması belki daha da önemli.
Hüsranla sona ermiş bir ilişki de insanın gelişimine katkıda bulunur, bir okul gezisi de...
Günümüzdeyse kişisel gelişim adını taşıyan sektör tamamen ticarete yönelmiş durumda.
Müşteri memnuniyeti, insanları yönetme klavuzları, başarılı sunum, sıkı dostlar edinme, aşkta işte başarı, gerektiğinde ormanda on kaplan gücüne erişebilme, hiç sıkıntı yaşamadan Voltran'ı oluşturabilme vs vs...
Elbette bu konuya bilimsel yaklaşınca dünya bir laboratuvar bizler de birer denek durumuna eriyoruz. Rahatsız edici de olsa bir başarılı yönetim klavuzunu okuduğunuzda yönetilecek insanların aşağı yukarı aynı özelliklere sahip olduğunun varsayıldığını görebilirsiniz. Sıradanlık! Biraz nahoş olsa da korkmayın imdadınıza kişisel gelişimin yan sanayi yetişir:))) Her insan özeldir, doğayı sevin, birbirinizi sevin, her şey çok güzel olacak türü kitaplara sizler de rastlamışsınızdır mutlaka:)))
Emrah'ın blogunda ''Kişisel gelişim de ne ola ki?'' başlıklı çok güzel bir yazı vardı, konuya kitaplar açısından bakmak isterseniz okumalısınız...
Bence tüm bunlara neden olan şey türümüzün sorumsuzca çoğalması ve bunun sonucu olarak tüm dünyayı istilası. İlgisiz gibi görünebilir ama bir tür gereğinden fazla çoğalınca değeri düşer:)))
Ve bence insana kendisini ve türünü özel hissettirecek şey o aptal kişisel gelişim kitapları değil sanattır.
Bu noktaya gelmemizde ise Sezen Aksu'nun güzel bir şarkısından bir söz yeterli açıklamayı verir sanırım ''Masum değiliz hiçbirimiz.''

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP