CUMHURİYETİ KİM KORUSUN?

Hilafetten Cumhuriyete geçişi Atatürk yoluyla olan, Cumhuriyet için herhangi bir mücadelesi olmayan bir teba..
Tebadan birey olmaya giden yolda elle tutulur bir toplumsal mücadele verildi mi bu ülkede bilmiyorum. Şimdi Atatürk'ün hediyesi diyebileceğimiz çağdaşlığın en büyük göstergeleri birer birer yıkılmakta. Halktan tebaya, bireyden müride koşuyor ülke insanı...
Peki Cumhuriyet kazanımlarını benimsemiş bizler neler yapıyoruz? Kimimiz Türk Silahlı Kuvvetleri buna izin vermez diyerek rahatlatıyor kendisini ki demokrasinin güvencesi halk olmalıdır, Silahlı Kuvvetler değil...
Kimimiz AB veya ABD böyle bir Türkiye'yi istemez derdi ki Ilımına ABD'nin karar verdiği bir din devletine koşturduğumuz ortaya çıkınca bu ihtimal kendiliğinden yokoldu.
Cumhuriyet yürüyüşleri yapıldı ama sonuç vermeyince bir yenilmişlik hissi kapladı herkesi...
Atatürk Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti ama artık neredeyse cumhuriyet okullarından daha fazla sayıya ulaşacak mürit yetiştiren cemaat okullarının sayısı...
Öyle cahil bırakıldık ki özgürlüklerden vazgeçmeyi de bir özgürlük zannedebiliyoruz artık...
Demokrasiye zarar veren, hatta kaldırmak isteyen bir partinin kurulması da demokrasi gereği gibi gösterilebilir bizlere bir iki reklam filmiyle... Yeter ki metin yazarı zeki olsun...
Bence devletin ya da ordunun güvencesi olduğu bir demokrasi halk adına utanılası bir demokrasidir...
Demokrasinin gerçek güvencesi halk olmalıdır!

5 yorum:
Alanları dolduran o kadar insana rağmen nasıl bu duruma geldik, bazı kesimleri nasıl satın aldılar, halk'ı nasıl sindirdiler bilemiyorum ama o kadar adiler ki insanların çok ama çok zor şartlarda bağımsızlık adına, canlar vererek, Türk Milleti için elde ettikleri Cumhuriyet'i hiçe sayıyor hatta kurucularına içten içe küfür ediyor birde bu laik ülkeye başkan oluyor ve gözler önünde mürid yetiştiriyorlar. Kimbilir daha neler neler göreceğiz bunların iyi günler olduğuna inanmak zorunda kalıyorum, çünkü araştırınca yola çıkacak baş kaldıracak halk'ın pasifize olduğunu görüyorum :(
Siyasette de artık reklam ve pazarlama ön planda... Kaç kişi partilerin programlarını okuyor ki? Ya da kaç kişi gerçekten ülke adına sorumluluk hissederek oy kullanıyor? Ya da kaç kişi sonrasında hesap soruyor? Kasımpaşa'lı tavrı veya dini ögeler ön plana çıkarılıyor... Cemaat medyası arkasında... Doğan holding seçim öncesine kadar arkasındaydı... Bir de aşiretlerde ve cemaatlerde toplu sünnet töreni gibi toplu oy verme geleneği yerleşti:) Şeyhin ya da aşiret reisinin oylar şuraya demesi yeterli birçok insan için maalesef... Bu nedenle halk değil teba, birey değil mürit isteniyor...
bu arada bir konuda fikrinizi almak istiyorum dün akşam yayımladığım bir yazı ile ilgili, aşağıdaki linke tıklayarak belirttiğim konuda yanlış bilgiler varmı acaba diye, bir İzmir'li olarak size danışmak istiyorum. Fikrinizi beyan ederseniz sevinirim. Görüşmek üzere... http://alargu.blogspot.com/2008/03/gavur-izmir.html
Biz Kaç Kişiyiz? 1.000.000'a 1.000diyen bir başbakanımız var. Sayıları okuyamamasından değil. Hani paradan altı sıfırları attı ya hangi sayı önüne gelse öyle kafasına göre atıyor.
Bu arada TAYYİP ERDOĞANIN KADINLAR GÜNÜNE OLAN KONUŞMASIDA ŞU;
-3 çocuktan daha fazla yapın.
Sanki kendi besliyecek. Türkiye milyonlarca insna işsiz, kıtlık başladı, nüfusa para yetmiyor, su yetmiyor, çevre kirlendi. Adam 3 çocuktan fazla yapmayın diyeceğinize 3 çocuktan fazla yapın diyor vay anam vay!
Ayrıca kendisi şehitlere kelle demiştir. UNUTTUNUZ MU? NAMAZ KILMAK BİR İŞE YARAMAZ.
Birde Atatürk'e içten içten küfür ederler. Sevsinler öyle ki ATATÜRK olmasaydı onlar o dille ve orada konuşamazlardı.
-----------------
www.bizkackisiyiz.com SİZ DE KATILIN!
Üst insan ,Wilhelm Reich ın
'Dinle Küçük Adam ' kitabından,alıntı.
___dinle küçük adam!
sana "küçük adam", "sıradan insan" diyorlar; yeni bir çağ, "sıradan insan çağı" başladı diyorlar. bunu söyleyen "sen" değilsin küçük adam. onlar söylüyor bunu, büyük ulusların başbakanları, koltuklanmış işçi liderleri, kentsoylu ailelerin tövbekar evlatları, devlet adamları söylüyor, filozoflar söylüyor sana bunu. geleceğini eline veriyor, geçmişinden hiç sual etmiyorlar.
korkunç bir geçmişin mirasçısısın sen küçük adam. mirasın, avucunun içinde alev alev yanan bir elmastır. bunu sana söyleyen, benim; beni dinle.
her doktor, her ayakkabıcı, teknisyen ya da eğitimci, işini doğru dürüst yapmak ve yaşamını kazanmak için, eksikliklerini bilmek zorundadır. birkaç on yıldır, şu yeryüzünde yönetici rolü oynamaya başlamış bulunuyorsun. insanlığın geleceği, senin düşüncelerine ve senin yapacağın şeylere bağlıdır. ama öğretmenlerin ve efendilerin, aslında nasıl düşündüğünü ve gerçekte ne olduğunu söylemiyorlar sana; seni kendi geleceğine egemen olma yetisi verebilecek yönde eleştiren ve bu eleştiriyi dile getirme yürekliliğini gösteren tek kişi yok. yalnız bir anlamda "özgürlüğüne sahip"sin sen; kendi yaşamını yönetmeyi öğrenmeme ve kendini eleştirmeme özgürlüğüne sahipsin.
şöyle bir yakınmayı hiç duymadım senin ağzından: "gelecekte kendimin ve dünyamın efendisi olmak yolunda yürütüyorsunuz beni, peki ama, insanın nasıl kendi kendisinin efendisi olacağını anlatmıyorsunuz hiç, düşünce ve davranışlarımdaki yanlışları bana söylemiyorsunuz."
yönetimi elinde tutan kişilerin, "küçük adamı" yönetmelerine izin veriyorsun. ama sen, hiç sesini çıkarmıyorsun. yönetimi elinde tutan güçlülere, ya da kötü niyetli güçsüz adamlara seni temsil etme yetkisini veriyorsun. her seferinde aldatıldığını anlıyorsun, ancak bunu anladığında, iş işten geçmiş oluyor.
Yorum Gönder