AŞKŞAM SEFASI

26 Mart 2008 Çarşamba



Dünyanın ve ülkemizin hali malum, ekonomik kriziydi, siyasal krizleriydi, bir oradan bir buradan gelen Gooollll çığlıkları arasında şöyle bir kenara çekilip nefes alma şansımız kalmamışken bir bakıyorsunuz aşkşam güneşi balkonunuza vurmuş, hava serin ama inceden içiniz ısınıyor… Sevgilinizi düşünüyorsunuz içiniz biraz daha ısındı…

Güneş birazdan gidecek, rakı sofrası kurmaya fırsat yok ama orta şeker Türk kahvesi keyfine vakit var.

Bir anda kötü giden her şey anlamını yitiriyor, içinizde aşkınıza, güneşe ve sevdiğiniz her şeye kocaman bir yer açılıyor… Bir kahve içimlik, bir güneş batışı anı kadar… Olsun…

Hayat ne kadar ki zaten?

Read more...

HİÇ

21 Mart 2008 Cuma


Sevgi de aşk da tüketilebilen birşey... Zaten aşk, aşıksanız bir anlam ifade ediyor, değilseniz aptal bir şarkının sözleri arasında geçen bir kelimenin ötesine geçemiyor...
Muhtemelen olabilecek en kötü zamanında yaşıyoruz yaşlı gezegenimizin... Hoş her gelen gün bir öncekini aratıyor her anlamda...
Ben kendi adıma yorulduğumu itiraf etmeliyim. Yaşadığım ilişkiden, kendimden, etrafımdan işimden, siyasetten, noolcak bu ülkenin hali sorunsalından.... Ve daha bir sürü şeyden...
Bana umut veren, geleceğe güvenle bakmama neden olabilen hiçbir şey yok. Ne ülkemde ne dünyamda ne de özel hayatımda...
Blog bir miktar sığınak görevi görmüştü aslında, ya da kaçışdı belki de...
Teknoloji gelişiyor, dünya dönüyor, hayat bilemediğimiz bir yere kadar devam edecek vs vs vs...
Her şey akıyor gibi... Ta ki ne anlamı var sorusunu sorana kadar?
Acaba bu gece gelip beni de alırlar mı Ergenekon soruşturması kapsamında? Nihayetinde hayatımın hiç bir döneminde diniyle ya da milliyetiyle öne çıkmaya çalışan bir partiden hazzetmişliğim yok.
Hiç kimselerin müridi ya da fanatiği ya da tebaası olmadım hayatımda... Hayranlık benden uzak bir duygu. Kimseyi kendimden yukarıda veya aşağıda görmedim. İşini iyi yapan bir marangozla, görevini layıkıyla yapan bir din adamı ya da devlet adamı arasında fark görmedim. Ya da iyi bir sanatçıyla iyi bir tesisatçı arasında.... Bir marangoza ne kadar hayran olup adam işin yaparken çığlık çığlığa kalırsam bir konserde de o kadar kendimden geçerim.
Ne alaka? Bu ne biçim yazı derseniz, gülerim sadece... Çünkü başka bir şey gelmez elimden. Gülerim ağlanacak halimize. Benim de saçmalama özgürlüğüm var diye düşünüyorum.
'Ne ararsan kendinde ara!' diyen Yunus Emre ile rüyasında gördüğü hazineyi aramak için çeşitli coğrafyaları dolaşıp sonunda hazinenin kendi bahçesinde olduğunu keşfeden bildik hikayenin kahramanını düşünün. Tekerleği yeniden keşfedip durmak bize mahsus... Bir hayvan yüzmeyi öğrenince tekrar tekrar öğrenmiyor. Genlerine yazılıyor bu.
Kısacası benim canım sıkkın. Ve saçmalama özgürlüğü bu kadar yeterli.
İlhan Selçuk'u Ergenekon adlı ne olduğu belirsiz örgüte dahil edenlere ise bir şey söylemeyeceğim... Ben bilmem şeyhim bilir diyenlere ise söyleyeceğim bir şey var; Yaratıcı hiç kimseyi birilerinin müridi olsun diye yaratmadı!

Read more...

Çocuk İstismarı

18 Mart 2008 Salı


Blogunu ilgi ve beğeniyle takip ettiğimiz Lynist mimlemiş bizi... Konu bu defa ciddi bir insanlık problemi; Çocuk istismarı!
Takip edebildiğim kadarıyla birçok blog bu konuya yer vermiş. Bu nedenle söylenebilecek yeni bir şey yok aslında...Cinsel istismar en bilindik vahşet örneği... Bir çocukta açacağı yaraların tamiri son derece zor olmalı... Dediğim gibi konunun bu yönüne blogların hemen hepsi değinmiş zaten. Ben biraz daha farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum bu istismar konusuna...
Çocuk istismarının öyle geniş boyutları var ki; çocuk işçilerden tutun da, bir partiye veya dünya görüşüne veya herhangi bir dine asker yetiştirmek için dünyaya getirilen çocukların yaşadığı da bir istismar değil midir? Pek Sayın Başbakanımız üç tane beş tane doğurun derken, seslendiği kesimin çocuk sevgisini bildiğinden ve ülkemizdeki refahın pek yüksek oluşundan mı cesaret alıyordu sizce?
Ya da bir dönem , belki hala devam ediyor, Siyasal İslamcılar'ın 'Doğurun Allah rızkını verir!' sloganının nedeni neydi?
Hemen her diktatörün minicik bir çocukla çekilmiş fotoğrafına rastlamamış olmanız pek mümkün değildir mesela... Bu da siyasal istismara girmez mi?
Bir çocuğu dünyaya getirirken, onun geleceğini, eğitimini ve ekonomik koşulları düşünmek yerine on çocuk yapıp birazını kapkaç sektörüne verip kalanının eline kağıt mendil tutuşturup yollara salan zihniyete ne demeli? Küçükken TRT'de adını hatırlamadığım bir belgesel izlemiştim ki hiç unutamam; Doğu kökenli ve 40 civarında çocuğu olan bir adamla röportaj yapılıyordu ve çocuklarının sayısını bir türlü tutturamıyordu adam, sonradan anlaşıldı ki kız çocukları saymıyor... Çoğunun adını da hatırlamıyordu... Buna ne denir?
Evet belki cinsel istismar en ağırı ama yukarıda saydıklarım da bence ağır bir istismar örneğidir...
Ve ben Pek Sayın Başbakanımızın aksine güvenli bir gelecek ve sevgiyi tadabileceği bir aile ortamı sağlayamayacağınız durumlarda değil üç beş bir tane bile çocuk yapmayınız diyorum haddim olamayarak...
Bu mimi de herkese paslıyorum... Varsa bir blogunuz veya siteniz küçük bir not dahi olsa konuya değinmenizi rica ediyorum... Veya yorumlarınızı bırakabilirsiniz...

Read more...

Sorular, sorular, sorular...

16 Mart 2008 Pazar

Fenerbahçe Chelsea'yi eleyebilir mi?
Savcı AKP'ni kapatabilir mi yoksa AKP Savcıyı kapatıp ulemayı mı getirir?
Bu yaz son kaç yılın en sıcak yazı yaşanır?
Babalar böyle pasta yapmayı nereden öğreniyorlar?
Bir Türk'ün Oscar ödülü aldığını görebilecek miyiz?
Lost ne zaman biter?
Aranızda üzerinde yaşadığı dünya için endişeleri olan var mı?
Ya ülkesi için?
Boşverelim siyaseti, bir gün herkes Fenerbahçeli olacak mı gerçekten?
Olursa Galatasarayı yine yeniden yendiğimizde kimle dalga geçicez?
Milli takımın başına cemaatten biri gelse Avrupa Şampiyonu olur muyuz?
Takiyye taktiği ile Dünya Kupasını kazanabilir miyiz?

Read more...

CUMHURİYETİ KİM KORUSUN?

06 Mart 2008 Perşembe


Hilafetten Cumhuriyete geçişi Atatürk yoluyla olan, Cumhuriyet için herhangi bir mücadelesi olmayan bir teba..
Tebadan birey olmaya giden yolda elle tutulur bir toplumsal mücadele verildi mi bu ülkede bilmiyorum. Şimdi Atatürk'ün hediyesi diyebileceğimiz çağdaşlığın en büyük göstergeleri birer birer yıkılmakta. Halktan tebaya, bireyden müride koşuyor ülke insanı...
Peki Cumhuriyet kazanımlarını benimsemiş bizler neler yapıyoruz? Kimimiz Türk Silahlı Kuvvetleri buna izin vermez diyerek rahatlatıyor kendisini ki demokrasinin güvencesi halk olmalıdır, Silahlı Kuvvetler değil...
Kimimiz AB veya ABD böyle bir Türkiye'yi istemez derdi ki Ilımına ABD'nin karar verdiği bir din devletine koşturduğumuz ortaya çıkınca bu ihtimal kendiliğinden yokoldu.
Cumhuriyet yürüyüşleri yapıldı ama sonuç vermeyince bir yenilmişlik hissi kapladı herkesi...
Atatürk Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti ama artık neredeyse cumhuriyet okullarından daha fazla sayıya ulaşacak mürit yetiştiren cemaat okullarının sayısı...
Öyle cahil bırakıldık ki özgürlüklerden vazgeçmeyi de bir özgürlük zannedebiliyoruz artık...
Demokrasiye zarar veren, hatta kaldırmak isteyen bir partinin kurulması da demokrasi gereği gibi gösterilebilir bizlere bir iki reklam filmiyle... Yeter ki metin yazarı zeki olsun...
Bence devletin ya da ordunun güvencesi olduğu bir demokrasi halk adına utanılası bir demokrasidir...
Demokrasinin gerçek güvencesi halk olmalıdır!

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP