Fıkra gibi kitapçılık anıları...

20 Mayıs 2008 Salı



Eskiden kitapçılık biraz usta çırak şeklinde yürüyen bir meslekti… Gayet de keyifliydi. Son yıllarda ise sıradan bir mağazacılık sektörüne döndü maalesef. Artık sadece kitap satan kitabevi kalmadı sanırım. Müzik ve film satışı yine kaldırılabilir bir durum ama oyuncaklar vs… Hoş daha da kötüsü var; En hiperinden bir markete girdiğinizde et but reyonunun karşısında kitap reyonu görme olasılığınız olası…
Şimdilerde her markette olduğu gibi müşteri memnuniyeti, beden dili, satış teknikleri vs iş başında… Eskiden daha keyifliydi, en azından çalışanlar açısından:)))
Aşağıda bizzat yaşadığım veya kitapçı arkadaşlarımın yaşadığı fıkra gibi anılardan bir demet var, bir miktar gülümsetmesi dileğiyle:)))

Devamını okuyun...

Read more...

Ödüllü Yazı

14 Mayıs 2008 Çarşamba




















Artık her ay bir kitap hediyemiz olacak! Üstelik yazarından imzalı...
İlk olarak Durmuş Akbulut'un İstiklal Kitabevi Yayınlarından çıkan 'Açık Beden (Resimde Çapkınlık, Şiddet, Doğa Ve Saplantı)' isimli kitabını ödül olarak vereceğiz.


'Resim tarihi boyunca baştan çıkarmanın, çapkınlığın, kaçırmanın ve erken erotizmin bayrağını taşıyan ressamlara ve skandal tablolarına farklı bir bakış. Tablolarda kadının, suyun, hamamların ve erkek varlığının gelişimi, dönüşümü, gizlenmesi ve ilginç yöntemlerle yansıtılışı. Doğaya duyulan saplantıyla kadına duyulan saplantının kesişme noktaları.'
(Kitabın tanıtım yazısından...)

Gelelim bu ödüle hak kazanacak kişinin nasıl seçileceğine... Noter falan olmayacak elbette:)) Birinci dereceden yakınlarım asla ve asla ödül kazanamaz çok ısrar ederlerse ben ayrıca hediye ederim kitabı:)
Cevaplarınızı
izmirdesanat@gmail.com adresine gönderebilirsiniz...
Biraz kazık bir sorumuz olacak; Aşağıda alıntılayacağım paragraf hangi romanın muhteşem girişidir? Elbette yazarının ismini de isteyeceğiz:)))

'Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer...Bunu daha önce bir kahin bana söyleseydi, kuşkusuz geri dönmeye kalkmazdım, ama bu sevdanın nerede, nasıl karşıma çıkacağını düşünmekten belki de olayların sırasını bozardım, zamanı altüst ederdim. Geleceğimizi bilmemektir bizi zamanın içine sokan. Yoksa bir gün dizlerine dokunur dokunmaz onun soyunuvereceğini bilip de beklemek, bir ölümlünün sabrını aşar..."

31 Mayıs 2008 cevap yollayabileceğiniz son tarih olup kazanan 1 Haziranda burada duyurulacaktır... Herkese bol şans diliyorum...


Read more...

Kişisel gelişiyorum...

07 Mayıs 2008 Çarşamba






Bir şey keşfettim ki paylaşmadan duramam; Hayalperest olmakla övünürken farketim ki insanlar burun kıvırıyor. Ben de taktik değiştirdim ve artık olumlu düşünüyorum, auramı geniş tutuyorum, evimin önünü temizliyorum ki dünya temiz olsun diyorum:)))
Tam olarak kişisel gelişince fotoğraftaki amca gibi huzura ericem ben de...
Muhteşem bir aura ve pozitif enerjiyle dolunca dünyayı da kurtarıcam hiç endişelenmeyiniz artık...
Nil Gün teyzenin kitaplarını hatmedicem. Ben boşuna edebiyat okumuşum şimdiye kadar. Ne işimde yükseltti beni edebiyat ne de köşeyi dönebildim. Secret'ı sıkıştırıcam kolumun altına ve olumlu düşüncelerin gücü adınaaa diyerek sallayacam kılıncımı:))))
Artık Bizans'ı yeniden mi fethederim, tekerleği mi icat ederim, blogumun ziyaretçi istatistikleri tavan mı yapar bilemem...
Hüzünlü şarkılar yerine ilkokul çocuklarının bayramlarda söylediği şen şarkıları dinleyeceğim bundan böyle...
Dayanın Afrikalı aç çocuklar yettim gaariii:)))
...

Read more...

Parapsikolojim bozuk...

06 Mayıs 2008 Salı


Neden bir yerlerde bir terör örgütü için alenen yürüyen insanların yanında sakince yürüyen polis, iş,emek, hak hukuk diye ellerinde karanfil yürüyenlere saldırır bu ülkede?
Zamanında 'Tam bağımsız Türkiye!' diyenlerin asıldığı bir ülkede yaşamanın dayanılmaz hafifliği mi?
İnsanların kişisel gelişim veya parapsikoloji kitapları okuyunca okur oldum zannetmesi, bir şeyhe mürid olunca muradına erme psikolojisi, tuttuğu takım şampiyon olunca hiç bir sorun yokmuş gibi günlerce kutlama yapabilmesi... vs vs... Bunlar da etken olabilir mi bu ülkenin bu günleri böyle yaşamasında? Yoksa ben uçtum mu yine:)))
Bizim gibi toplumlarda din, milliyet, futbol ve benzeri fanatizme açık spor dalları siyasilere büyük kolaylık sağlıyor sanırım ülke yönetiminde...
Bir de ekonomi kötü gitmeli ki eğitim düzeyi düşük kalsın, insanlar 'ekmek parası' derdine düşüp her türlü ülke sorununa omuz silksin, hatta seçim zamanı parti programı yerine bulgur dağıtılabilsin...
Düşünün ki çalışan insanlar sorunsuzca yaşayabiliyor ve işsizler de yaşamlarını ikame edebilecek bir maaş alıyor, asgari ücret hesaplanırken insanların kültürel doyumları da düşünülüyor; bir aile haftada bir gün sinemaya veya tiyatroya gitse, bir akşam ailesiyle dışarıda yemek yese... Ayda dört beş kitap okusa kabilinden... Eğitim düzeyimiz yüksek... Şimdi sorun kendinize böyle bir ülkede şu anki siyasilerden kaçı siyasal yaşamına şu anki haliyle devam edebilirdi?
Bu ülke insanın geçtim psikolojisini, parapsikolojisini bilem bozar yahu:)))

Read more...

''Sigaramın dumanına sarsam, saklasam seni...''

04 Mayıs 2008 Pazar


Nasıl da aklımdan çıkıverdi bilmem, evlilik yıldönümümüzü unutmuşum... Sigara içmek unutulmaz oysa:)))
Kitap okumaya vaktim yok... Şu aralar vaktim yok sigara dahi içemiyorum denmez oysa:)))
Depresyondayım hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden... Canım sıkkın sigara içmiyorum bu aralar denmez oysa...
Bazen sevgilinizi bırakmak daha kolay bile gelebilir...
Bülent Ecevit'in deyişiyle;
'Bütün alışkanlıklar gibi, zararı kadar leziz.'...
'İçen ölüyor da içmeyen dünyaya kazık mı çakıyor?' da diyebilirsiniz...
Canımız sıkılsa, kendimizi iyi veya kötü herhangi bir şekilde hissetsek, bilgisayar başında veya tuvalette... Her yerde her zaman dumanı tütebilir... Onsuz bir hayatı muhayyilemize sığdıramayız...
Cemal Süreya'ya
'Eskiden birinci işimdi sigara içmek
Şimdiyse içmemek birinci işim.'
dedirten de sigara...
Her fotoğrafımızda, her anımızda kendine bir yer bulur...
Çocukken karizmatik olduk zannederiz, askerde başlamak olağan kabul edilir, ayrılıklar bulunmaz fırsattır başlamak için...
İlerleyen yaşlarda her doğum günü veya yılbaşı bir bırakma denemesi yaşanır ama nafile...
Kaç defa denedim bırakmayı hatırlamıyorum. Nasıl ve neden başladığımı da hatırlamıyorum... En ciddi bırakma deneyimimde hissettiğim en güzel şeyler, yemeklerin tadı değişmişti ve hiç hissedemediğim kokuları hissetmeye başlamıştım...
Son paramı sigaraya mı yoksa yemeğe mi vermeliyim tartışmalarını hep sigara kazanmıştır...
Yemekten sonra, tuvalette, orgazm sigarası, yemek arası, alkolle, kahveyle...
Ve bir itiraf bu yazı yazılırken dahi dumanı tütüyor masada:)))
Gelin bırakalım şu meredi...
Hayatımızı feda edecek daha güzel şeyler vardır mutlaka illaki feda etmek gerekiyorsa:)))

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP