Kitap Hediye Ediyoruz...

30 Kasım 2008 Pazar


Aslında her ay yapmayı planladığımız ama tembellik, üşengeçlik vb huylarımızdan dolayı hep ertelediğimiz bir etkinlik olan kitap hediyelerimizin ikincisini gururla sunarız:))))
Senarist, yönetmen ve yazar Sayın Sevgi SAYGI'nın ilk ve şimdilik tek kitabı olan GEZGİN'i hediye ediyoruz...
Kazanmak için blogumuzda yeralan herhangi bir yazıya yorum bırakmanız gerekecek ve bıraktığınız yorumun da şu andan itibaren bırakılan 100. yorum olması gerekecek:)))
Elbette yorumun bırakıldığı yazı ile ilintili olmasını rica edicez:))) Kısacası 'Selam, N'aaber' türünden yorumları pek ciddiye almak niyetinde değiliz:)))
Nihayetinde bu minik bir oyun ve kitap da kitapçılarda bulunabilecek bir kitap ama bizim hediyemizin minik bir farkı olacak; Kitabımız yazarından imzalı olacak!
Bol şans... Ve şimdiden ilgilenen herkese teşekkürler...

Read more...

Hamdolsunlar Ülkesi

28 Kasım 2008 Cuma





Hamdolsun küresel kriz teğet geçti. Neden, nasıl ve dahası doğru mu bilinmez!
Hamdolsun küresel ısınma bize dokunmaz. Yağmur duasına çıkarız!
Hamdolsun Bir Milli Takımımız var. Ne yapsak ruhları duymaz!
Hamdolsun işsizlik diye bir problem yok, üçer beşer doğurun Allah bulur bi çaresini!
Hamdolsun ekonomi tıkırında. Bunu kendisi ve yakın çevresi adına söylüyor muhtemelen, yorum yapmak bize düşmez, Allah daha fazlasını versin diyeceğim ama pek ihtiyaçları yoktur herhalde artık!
Hamdolsun Deniz Feneri davası unutulur gider. Doğru söze ne denir?
Hamdolsun IMF'e ihtiyacımız yok. Yan cebin yerini IMF öğrenmiştir artık!
Hamdolsun satılan bankaların patronları halktan gerek haciz gerek başka yollarla alacaklarını katbekat faiziyle tahsil ediyorlar. Bu kesin! Başka bir ülkede olsanız ödeyecek durumunuz olmadığını kanıtlarsanız banka babayı alır ama bu ülkede can güvenliği, yaşam standardı güvenliğinden önce gelir ecnebinin parasının ve başka ülke insanlarından alamayacağı faizinin güvenliği...
Hamdolsun satacak başka birşeyimiz kalmadı, bizim de suyumuzun ısındığı döneme denkgeldi bu, yeni hükümet düşünsün gerisini. Bakınız bu da doğru!
Hamdolsun şeyhimiz de yırttı, ABD vatandaşı olaraktan. Eh bu da doğru günün birinde yargılanması sözkonusu olsa ABD' den istesin bakalım savcılarımız!
Peki bu ülke yaşayanlarının Hamdolsun diyebileceği neler kaldı? Sağlık sıhhat Allah'a emanet? Ekonomi facia! Düzgün giden ne kaldı? İnsanlara 'OH BE!' dedirten?

Read more...

PARA PARA PARA...

25 Kasım 2008 Salı



Değiş-tokuş devrinden nasıl geçtik biz bu düzene? Üstüne milyonlarca ekonomist, hiç anlamadığım borsadır parametredir, endekstir... Bir sürü zırva...
Yenilebilir bir bitki türünü yetiştirmek veya avlanmak sonra bunları karşılıklı değiştirmek veya paylaşmak, döviz bürosunda üzerinde bir ülkenin kahramanı basılı bir kağıdı verip yerine başka bir ülkenin sevilen simasının fotoğrafını almaktan daha mı aptalcaydı?
O zamanlar ya avlanacaktınız ya da yetiştirecektiniz ya da başka bir işe yarayacaktınız... Şimdi hiçbir halta yaramadan birçok halta yarayan birisinden daha iyi yaşama imkanı var küçük bir azınlığın... Geriye kalan aptal çoğunluk ise o azınlığa dahil olabilmenin hayaliyle daha aptal, adına şans oyunları denilen kağıtlardan dolduruyor... Hayatımız kağıtlar üzerinde... Kağıtlar için ise yakamadığımız ormanlardan ağaçlar kesiyoruz bir an önce dünyanın annesini (D)üzebilmek için!!!
Biraz kaba oldu bu sanki... Rtükten rica etsek 13 yaş sınırı falan koysak yazının başına:)))
Alın size fantezi - söz bu müstehcen değil, fantezi lafına takılmayınız- ; komünal zamanlarda uyumuş bir uyuyan güzel günümüzde uyansa... Gerisini siz hayaledin, ben üşenirim beynimden tüm geçenleri aktarmaya, Egeliyim, üşengecim nihayetinde...
Bir bankadan kredi çektiniz diyelim, ihtiyacınız oldu, belki evleneceksiniz, belki bi eksiğinizi tamamlayacaksınız ya da daha salakçası bir iş buldunuz para kazanacaksınız ama önce işe yakın bir ev tutmalısınız ve işe uygun kıyafetler alıp daha para kazanmadan, kazanacağınızı varsaydığınız para için borçlanacaksınız:))) Belki kağıt gelir diye biyerden kağıt aldınız daha fazla kağıt geri verme garantisiyle... Aferim! Sayenizde biraz daha ağaç kesilecek... Sonra o kağıtları bir süre işiniz aksadı ve taahhüt ettiğiniz düzende geriye veremediniz.... Bu banka denilen kurum sizden bu defa çok daha fazla ağaca malolacak düzeyde bir miktar kağıt isteyecek:)))) Çok fena canınız sıkılacak... Çünkü o kağıtlar için hayatını feda eden ağaçların yanısıra sizler de çalışmak denilen bir düzende hayatınızın büyük bir bölümünü feda ediyorsunuz... Her neyse canınız sıkıldı ya, her a(ş)kşam uğrayıp bir iki bira, sigara aldığınız 'Noolcak bu Fenerin hali?' tartıştığınz bakkala gittiniz likit keyif verici madde alacaksınız en günahından... O bakkal da sizden bazı kağıtlar isteyecek:)))
Bir gün atacam bakkalın önüne 80 kiloluk bir bizon, ver 80 litre likit diyeceğim:)))
Sonra o bankaya bizonun postunu takdim edeceğim duvarlarına assınlar:)))
Şaka bir yana benim ailem var bir şekilde bu tarz problemler çözülüyor, elbirliği yapılıyor vs vs...
Ama sizce de ters giden birşeyler yok mu bu pek kapital düzende? Yarın dünya patlayacakmış deseniz, 'Eyvah daha kredim bitmedi, kredi kartının asgarisini ödeyemedim' diyecek insanlar var etrafımızda...
Barınak, sağlık, eğitim, beslenmek gibi gayet insani şeyler her insanın hakkı! En tembelinden, en aptalından, en cahilinden tutun da herkesin hakkı bunlar...
Son olarak ben kira ödemeyi de son derece salakça buluyorum Sosyal Hukuk Devleti vatandaşı olarak:))) Ama evsahibime göre bu gayet normal hatta olmazsa olmaz birşey:)))
Anlatsam ona küresel ısınmayı, dünyanın halini, yokolan ormanları, kağıtların hiç olduğunu, aslolanın İNSAN olduğunu... Olmadı bir bizon da onun için avlasam:)))

Read more...

Dünyanın Hali...

23 Kasım 2008 Pazar


Wake Up, Freak Out - then Get a Grip (Türkçe) from de scape on Vimeo.

Biz zavallı insanlar günü kurtarmaya çalışırken kayıp giden geleceğimizi gözden kaçırıyoruz sanırım...
Yukarıdaki kısa film pek içaçıcı değil maalesef ama gerçek! Birşeyler yapılmazsa neler olacağını anlatıyor...
Bizler basit siyasi veya ekonomik çıkarlar peşinde atgözlüklerimizle hırsımızdan hiçbirşeyi görmezken dünya yokoluyor... Daha doğrusu canlı türü yokolacak, dünya bizler olmadan da turlarına devamedebilir belki...
Gelecek nesillere böyle bir dünya bırakmanın sorumluluğu herkesin üzerinde... Ormanlar yakılıyor, savaşlar sürüyor, nüfus patlaması yaşanıyor, abuk sabuk gündemlerle insanlar oyalanıyor, dünyanın yarısı sefalet içinde...
Yokolan her canlı türünün dünyanın devamı ve ekolojik sistem için bir önemi vardı...
Bazı şeyler geri döndürülemez belki ama en azından elimizdeki korunabilir diye umudediyorum...

Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.
Biz videoyu Durugörür'ün blogunda gördük... Ve izniyle blogumuza aldık... Kendisine de teşekkür ederiz, ayrıca bu videoya katkısı olan herkese sonsuz teşekkürler...

Read more...

ISSIZ ADAM

19 Kasım 2008 Çarşamba


Edebiyat hakkında kesinlikle inandığım bir şeyin sinema alanında da son derece geçerli olduğuna tanık oldum Çağan Irmak’ın filminde;

Ne anlattığınız değil nasıl anlattığınız önemli!

Sıradan insanlar, sıradan hikayeler usta anlatıcıların elinden çıkınca destansılaşabiliyor. Gerçekten de hikayesi olan, karakterleri olan, aksiyona veya cinselliğe sığınmayan bir film olmuş Issız Adam.

Devamını okuyun...

Read more...

SİGARAYI BIRAKMAK İÇİN HAKLI NEDENLER…

17 Kasım 2008 Pazartesi



Burada size sağlıktan falan bahsedeceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz… O konunun uzmanı değilim ve benim bildiğim sağlıksal zararlarını her kullanıcının bildiğinden eminim.

Özetle uzun süreçli bir intihar girişimi denilebilir kanısındayım…

Ben dünya gerçeklerini hoşuna gitmese de kabullenmiş birisi olarak daha ziyade olaya kapitalist bir yaklaşım tarzı benimseyeceğim… Öncelikle yaşanmış bir durum aktarayım; Dün evime yakın bir alışveriş merkezinde gezindik. Öncelikle D&R’a uğrayıp eski meslektaşımın motivasyonunu yokedecek espriler yapıldı…Gezintinin devamında bir beyaz eşya mağazasının kapısındaki LCD TV için yazılı fiyat herkes gibi benim de ilgimi çekti… Oldukça aşağı çekilmiş bir fiyat durumu sözkonusuydu ve marka da benim taktirimi kazanmış bir markaydı açıkçası ve sadece o güne özel bir kampanya idi ama taksit vadesi kısa tutulmuştu ve başka ödemeler de işin içinde olunca hevesim kalbimi acıtmak dışında bir işe yaramadı… Eve döndük ve benim dobişko tüplü televizyonuma küs küs bakarken şimşekler çaktı… Ödeyemem dediğim taksidi ben zaten sigaraya veriyordum… Hem de bırakmazsam ömür boyu verecektim. Oysa bu istediğim televizyonun taksidi yalnızca 6 ay sürecekti…

Alın size hesap;

Benim içtiğim sigara 3.75 YTL. Yılda 1368.75 YTL yapar!

Oturup ağlamamak elde değil…

Evde iki kişinin içtiğini varsayarsak 2737.50 YTL!!!

Her yıl bu para ödeniyor. Sonra almak isteyip de alamadığımız şeyleri bir düşünün!

Üstüne her sabah kalktığınızda ağzınızdaki iğrenç tadı, merdiven çıkarken ya da tempolu bir iş yapmanız gerektiğinde tıkanmalarınızı ekleyin!

Alamadığınız kokular, farkına varamadığınız tatları da düşünün!

Ben diyorum ki;

SİGARA BİZİ BIRAKMADAN BİZ SİGARAYI BIRAKALIM!

O bizi sadece öldürünce bırakır!

Read more...

ALEVİLER YÜRÜRSE...

12 Kasım 2008 Çarşamba


Aleviler en doğal haklarını bu topraklarda yüzyıllardır elde edemedikleri için yürüdü, Fethullah Gülen'in günlük bülteni terör endişesine kapıldı... Türban için yürüdüklerinde demokrasi savaşçısı olan bu bültenlerin ilk çifte standardı değil elbette bu... Alevilere de ılımlı yaklaşım sergilediğini iddia eden bu kesim istedikleri yolda yürürseniz demokrasi dağıtırken istemedikleri talepleriniz varsa sizi terörist ilan etmekten çekinmez, bu da yeni bir bilgi değil...
Aleviler neler istiyorlar?
Vergi ödedikleri devlete ne anlatmaya çalışıyorlar?
Benim çocuğuma benim benimsemediğim bir inanış tarzını dayatma diyorlar!
Benim vergilerimi bana hizmet etmeyen bir kuruma verme diyorlar?
Benim inanışıma saygı göster diyorlar!
İşin kolayı var tabi; % 99 Müslüman dersiniz, Diyanet olmasa cemaatlere hakim olamayız dersiniz ki buna kargalar eminim gülüyorlardır... Sanki şimdi hakimsiniz cemaatlere... Ki bu arada bu ülkenin kurucusunun, hani hep izinden gittiklerini iddia ettikleri Atatürk'ün bu konuda en geri zekalının bile anlayabileceği açıklıkta sözleri var...
Aleviler Abant toplantılarında toplansalar Fethullah'ın bedava dağıtılan adına gazete diyemediğim bültenlerini okusalar, onlar gibi ABD aşığı olsalar, Madımak'ta yandıklarında bunu çok sorun etmeseler, hatta Alevi olmaktan vazgeçip malum cemaate yazılsalar hiç sorun kalmayacak aslında...
Sen adamın parasını alacaksın sana hizmet getireceğim diye, sonra bu parayı adamlara yıllarca küfreden, abuk sabuk iftiralar atan insanlara vereceksin, çocuklarına zorla din kültürü adı altında kendi tarikatsal inanışını dayatacaksın, Sivas'ta Maraş'ta katledeceksin, katledenlere kahraman muamelesi yapacaksın... Sonra aralarından bir ikisini yanına çekip hoşgörü mesajı vereceksin, bu insanlar senin bu aptal taktiklerine kanmayıp hakkını isterse terörist diyeceksin... Ha bu tutmadı mı? Sorun değil, şeyhinin sabrıyla ve inatla karalamaya devam edeceksin, orada toplanan insan sayısını az göstereceksin, isteklerini fantezi olarak nitelendireceksin, hiç edemedin, onlar zaten oraya konser izlemeye gelmiş Alevilikle ilgileri yok diyeceksin...
YUH ARTIK!
Başka ne denir bilmiyorum... Hadi müritleriniz ne söyleseniz inanıyorlar ama diğer insanları da bu kadar aptal mı zannediyorsunuz? Şeyhinizin gözyaşları bu insanları da ıslatamadı diye mi bu kininiz? Yüzyıllarca eziyet görmelerine rağmen teröre en ufak prim vermemiş, ülkesine bu kadar bağlı hatta bu ülke koşullarında belki de gerçek demokrasinin Atatürk Devrimlerinin sigortası diyebileceğimiz bu insanlara sizler mi hoşgörü dersi vereceksiniz?
Madımak'ın müze olmasının önündeki engel mülkiyet sorunuymuş... Bu lafı bir hükümet yetkilisi ediyor... O mülkiyetin içinde insanların diri diri yakılması da tahrik sorunuydu zaten bu zihniyete göre...

Read more...

BÜYÜK UNUTUŞ İÇİN TAKTİKLER...

06 Kasım 2008 Perşembe



Kişisel gelişimimin ivme kazandığı şu günlerde öğrendiğim en büyük şey, Kaş’ta yapılacak balayını iptal etmek için gözün üzerindeki kaşın yeterli neden olabildiğidir!

Nedenler, bahaneler anlamsızdır… İstemiyorum!
Bu basit, öznesini yüklemini her şeyini içinde barındıran kelimeye yeni isimler bulmak dışında bir şey değildir nedenler…
Bu nedenle zorlamamak, denememek, düşünmemek en doğrusu… Bir de Vengo’yu defalarca izlemekten vazgeçmek gerekir ama bunu ben yapamam işte…
Girişilecek çabalar seviyeyi düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır…
Ekonomi düzgün ise Meksika’ya gidip gündüzleri köpekbalıklarını yemleyip geceleri okyanusa karşı tekilanın dibine vurmak ruhunuza iyi gelebilir… En azından eve kapanıp Zeki Müren dinlemekten daha iyi olabilir kanısındayım:))) Ekonomik koşullarım gereği bu şimdilik bir hayal…
Sürekli karar değişiklikleri, ruh halindeki gelgitler normaldir. Bu nedenle herhangi bir karar alma salaklığı gösterilmemeli, ruh halindeki gellerde rakıya gitlerde biraya başvurulmalıdır…
Bol miktarda balık tüketilmeli, zeytinyağı kürüne girilmeli ki sağlık yerinde olmalı…
Danny Brillant’dan Dans les rues de Rome şarkısının da sancılı ruhlara gayet iyi geldiği tecrübe edilmiştir bu arada…
Bankalar ayrılanlar için kolay ödeme koşullu bir kredi açsalar şu Meksika olayı hayal olmaktan çıkabilir aslında:)))

‘’Terkedildiniz, ruhunuz acıyor… Acilen Meksika’da köpekbalıkları yemleyip, tekilanın dibine vurmak istiyorsunuz ama paranız yok! Hayallerinizi ertelemeyiniz… Zırtbank yanınızda…’’

Aslında bu kadar zırvaya bile gerek yok, oturup evde hasta köpekler gibi ölmeyi beklerken bile unutursunuz:))) Önüne geçilemeyen tek şey olan zaman bu dönemde aşkınızın en büyük düşmanı olmakla beraber en büyük ilaç da aslında… Bu da tecrübeyle sabit…

Read more...

Hüzün Nedeniyle Kapalıyız

04 Kasım 2008 Salı



Hiçlik ülkesinden geliyorum
Ne yerim var ne de yurdum

Parmaklarımla yangın çıkarırım
yüreğimle şarkı söylerim sana
kalbim küt küt atıyor

Aşk için doğmuşum ben...

Çeviri ne kadar düzgün bilemem ama bu haliyle de gayet anlamlı...
Film ya da müziği konusunda yorum yapmayacağım ki ne filmin ne müziğin ne de müziğe ait sözlerin bence pek yoruma ihtiyacı yok.

Bu çok kişisel olacak ama hüzün de bana kalsın diyeceğim... Gerisi gitti zaten...
Bir süre kaybolup gelicem sanırım yine...

Read more...

TEORİ GÜZEL, PRATİK ZAYIF...

03 Kasım 2008 Pazartesi



Kişisel gelişim üzerine koyulacak son noktayı buldum sanırım, ama toplumsal yapımız gereği 'Evreka evreka!' çığlıklarıyla sokağa fırlama şansım yok maalesef...
İnsanı geliştiren, olgunlaştıran en önemli unsur nedir? Cevap basit çekilen acılar, pişmanlıklar, alınan dersler vs vs...
İşte ana teorimiz budur!
Öncelikle sevgilinizi, eşinizi terkederek başlayınız kişisel gelişiminize, ki bu sevgilinizi de fena geliştirecektir... Öyle rezil rüsva bir terketme öyküsü olmalı ki bu aşkınızdan ölseniz geri dönememelisiniz...
Hızınızı kesmeden doğru işyerinize gidin... Konumunuz müsaitse bir iki kişiyi kişisel gelişimlerini tamamlayabilmeleri amacıyla işten kovun! Bunu yapabilecek kadar kişisel gelişip kariyer yapamamışsanız istifa edin kendinizi geliştirmeye devam edin...
Filmlerdeki bütün evsizlerin, berduşların aslında kendi çaplarında filozof sayılabileceğini aklınızdan çıkarmadan sersefil halde kişisel gelişimin doruklarında dolaşın bir süre...
Aslında bir miktar birikmiş paranız var ise şöyle bir Hindistan seyahati de fena olmaz... Ganj nehrinde atılacak birkaç kulaç ve geceyi bir sığırla geçirmenin de kişisel gelişimde büyük rol oynadığı dolaşan dedikodular arasında...
Emin olun bunlar sizleri hergün aynı işe aynı saatte gidip aynı saatte dönmekten, aynı insanlarla aşağı yukarı aynı konuları konuşmaktan, bir örnek giyinip, yiyip içip herkes gibi olabilmenin huzurundan daha çok geliştirecektir...
Ama bütün bu taktiklere rağmen bana kalırsa on milyarlık dünyada kişisel kurtuluş ya da başarı ya da gelişim bir hiçtir! Siz en iyisi balığa çıkın...

Read more...

ERKEKLER NE İSTER?

01 Kasım 2008 Cumartesi




İktidar?
Para?
Kadın?
Hepsi ve daha fazlası?
Hepsinden olabildiğince çok miktarda?


Tek bir kadının aşkıyla yetinebilir mi erkek? Veya aç değilim açıkta değilim, buna da şükür diyebilir mi? İktidar hırsı zaten türümüzün genetiğinde var, cinsiyetsiz bir istem...
Hangi din ya da felsefe bunlardan vazgeçirebilir türümüzü? Birinden vazgeçse diğerine daha fazla sarılmıştır muhtemelen Ademoğlu...
Zaten kapitalizm dedikleri de insanın bu zaafı üzerine kurulu değil mi?
Vahşi hayvanlar yaşamlarını sürdürmelerine yetecek kadar avlanır, fazlasını bir köşeye ayırmaz ve bunun nedeni buzdolabını keşfedememiş olmaları ya da salak olmaları değil muhtemelen...
Yaşadığımız erkekegemen toplum yapısında hep daha fazlasını istemek kadar normal bir şey yok gibi görünüyor. Bu nedenle dünyayı, kendimizi, türümüzün diğer bireylerini yoketmekten bile çekinmiyoruz...
Giderek cinsiyetsizleşen iş dünyasına bir bakın, birinin kafasına basarak yukarı çıkmaktan kim çekinir? Kadın ve erkek rollerinin birbirine girdiği bu kulvarda erkekleri hırçınlaştıran belki de kadının pastaya ciddi anlamda ortak olması... Oysa evde çocuk bakıp kocasını beklese, az konuşup çok sevişse, arada dayak yediğinde bunu çok sorundan saymasa, ben bilmem beyim bilir tavrını yaşam felsefesi olarak benimsese vs vs... Bunlardan kaç erkek şikayetçi olurdu?

Toplumların ikiyüzlü törelerini itirazsız benimseyen ve canı pahasına savunan da sevgili hemcinslerim değil mi? Küfürlerimize bir bakın, birçok şeye bakış açımızı eleverir... Cinsellik sanki bir cezalandırma yöntemi gibidir argomuzda...

Peki biz ne istiyoruz? Kendimizden, etrafımızdan, hayattan, karşı cinsten? Aşık olup yelkenleri suya indirdiğimizde bile bu istemlerimizin ne kadarından vazgeçebiliyoruz?
İçimizdeki kaplanı ne kadar dizginleyebiliriz? Uzun soluklu ilişkilerdeki yorgunluğumuz bu kaplanı dizginlemenin güçlüğünden değil mi?
Hıncımızı gücümüz kime yetiyorsa ondan çıkarmıyor muyuz?
Bunları yazan ben bunların bilincinde olmama rağmen çok mu farklıyım? Zannetmiyorum...

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP