Yeni yıl, yeni umutlar...

31 Aralık 2008 Çarşamba



"İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar"


Y.K.BEYATLI

Hayallere yenilerini ekleyebilmek için bulunmaz fırsattır yeni yıla giriş... Sigara bırakılır, yeni kararlar alınır vs vs...

Ama en önemlisi umudun devamını sağlar, biraz salakça da olsa günümüz dünya koşullarında...


Salakça ya da değil umudun hiç bitmemesi temennimiz...

DİLEYELİM Kİ DÜNYA YENİ YILDA DAHA BİR YAŞANILIR OLSUN!

Savaşlar olmasın diye hayal kurmayacağım ama savaşları çıkaranların ellerinde patlasın bombaları gibi bir lanetim olacak...

Haydi zor da olsa şimdi biraz neşelenme zamanı... Eşinizle dostunuzla beraber, mutlu ve umutlu seneler diliyoruz...


Bu şarkı da naçizane yeni yıl hediyemiz:)
Dany Brillant - Dans les rue de Rome

Read more...

Nasreddin Hoca

30 Aralık 2008 Salı



Hep derler ya insan konuşan hayvan, düşünen hayvan vs hayvan... Öyle ya da böyle hayvan işte, tırmalamaya gerek yok!

Ama diğer hayvanlardan ayrılan iyi kötü bazı özellikleri var. Bence en önemlisi kültürel birikim yapabilmesi...

Sürekli olarak tekerleği keşfetmesi gerekmiyor... Buna kültür mirası diyoruz ve bu anlamda bilim ne kadar önemliyse edebiyat da o kadar önemli, ister yazılı ister sözlü olsun. Sonuçta yazılı edebiyatın kökeni de sözlü olanı değil mi?

Devamını okuyun...

Read more...

Filistin'de İnsan Olmak!

29 Aralık 2008 Pazartesi

















Hala İsrail'le öyle veya böyle ilişkisini devam ettiren herkes bu vahşetin ortağıdır!
Buna İsrail vatandaşları da dahildir, bir şekilde ticari veya siyasi ilişkisi olanlar da... Devlet veya birey farketmez, bu vahşete esaslı bir tepki vermeyen herkes bunun destekleyicisi ve ortağıdır!

Efendim kınıyoruz, Eurevision'da da oy vermeyerek tepkimizi bildirecez falan gibi kıytırık söylemlerden vazgeçilsin!

Ölenler insan!
Hangi dinden veya milliyetten olduklarının veya kaç yaşında olduklarının bir önemi yok,
İNSANLAR ÖLDÜRÜLÜYOR!

Filistin'de insan olmanın bedeli fotoğrafta çok güzel temsil edilmiş... Muhatabınız ortada...
Sanılmasın ki Yahudi veya başka bir din veya ırkın düşmanı ya da dostuyuz. Bu tarz aidiyetlerin tamamen kişisel hayata ait olduğunu kimseyi ilgilendirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir milliyete veya dine ait olmak kimseyi yüceltmeyeceği gibi aşağılara da düşürmez!

Filistin'de yaşananlara ses çıkarmayanlar veya çıkaramayanlar hiçbir konuda ahkam kesmesinler bir daha! Özellikle de insanlık konusunda...


Read more...

Yalnız İnsan...

27 Aralık 2008 Cumartesi









'-asal sayıdır yalnız insan bir'den ve kendisinden başka kimselere bölünmez!'
Küçük İskender

İstediğiniz matematiksel işlemi uygulayınız hayatınıza, yukarıdaki önermeyi çürütemezsiniz!

Benim ekleyeceğim ise her insanın yalnız olduğudur. Aile, eş dost, aşk meşk... Bu aksesuarlar yalnızlığınızı yokedemez.

Tensel tinsel kaçamaklar, Tanrı'ya sığınmalar, ana rahmine dönme çabaları nafile...

Tuttuğunuz takım, müridi olduğunuz şeyh, peşinden koştuğunuz pek doğal liderler, veya sizin peşinizden koşulması... Ne olduğunuz, kim olduğunuz hiç önemli değil! Kainatta kısa bir süreliğine yer işgal eden çok hücreli canlılardan başka bir şey değiliz!

Acılarımız, sevinçlerimiz, tutkularımız, yaşadıklarımız, yaşamayı hayalettiklerimiz... Hepsi gittiğiniz yolun kenarında manzarayı teşgil eden birer ağaç... Bakan kişiye göre bu ağaç güzel olabilir veya kütük parçası olabilir... Bu da önemsiz...

Birilerinin üstünde veya altında değilsiniz. Salak da olsanız deha da farketmez... Bir organınızdaki yetersizlik sizi toprağın altına gömerken zekanıza bakmaz. Dedim ya çok hücreli canlı örneğiyiz. Hepsi bu.

Camus'ye 'Sonu olan her şey saçmadır!' dedirten ve bu saçmalıklar listesinin en başına hayatı yerleştirten nedir?

Salak saçma anlam arayışları, aidiyetler, gitmeler gelmeler, şair olmalar, aşık olmalar... Hepsi nafile tutunma çabalarından başka ne ki?
Geldik gidiyoruz, gerisi bahane, hikaye vs vs...



'Ölüm geliyor aklıma birden ölüm. Bir ağacın gölgesine sarılıyorum.'
Cemal Süreya



Buyrun bu yazıya bu şarkı gider herhalde:)

Read more...

Okuma Serüvenim...

26 Aralık 2008 Cuma









Balzac için bir edebiyat tanrısı desek abartmış olmayız sanırım.

Devamını okuyunuz...

Read more...

Ekonomik kriz ve çözüm önerileri...

24 Aralık 2008 Çarşamba








Her ne kadar ülkemizi teğet geçtiği iddia edilse de birey olarak biz ülke yaşayanlarını pek teğet geçmediği ortada olan ekonomik krize bireysel çözüm önerileri sunmayı planlamaktayım ama burada 'kelin merhemi olsa' durumunu gözardı ediniz lütfen:)

Devamını okuyun...

Read more...

En güzel şarkılar...

20 Aralık 2008 Cumartesi

İşte şarkılarımız...

Dinlemek için buraya tıklayınız...



Read more...

Mapushanelere Güneş Doğmuyor...




Herşey karşıtıyla varoluşunu tanımlayabiliyor. Çirkin yoksa güzellik bir anlam ifade etmez. Barışın bir değer kazanabilmesi için savaşın yaşanmış olması gerekir.

Baskının isyanı, isyanın özgürlüğü, özgürlüğün de daha güzel bir dünyayı oluşturduğu ütopyaların aksine günümüz dünyasında özgür kalan tek şey BASKI!

Etrafınıza bakın, gazeteleri kurcalayın, televizyon kanallarında haber kuşaklarını takip edin... Görüp göreceğiniz dünyanın kocaman bir hapishane olduğu... Kişisel ilişkilerden tutun da işinize, yaşadığınız çevreye hatta dünya geneline bir bakın... Herşey baskıyı normal göstermek, olmazsa dünyanın çivisi çıkarmış hissini insana yaşatmak ve böylece 'gönüllü kulluk' denilen hale insanı sokabilmek için bir oyun sanki...

Ve en ağır işte çalışırken arada bir dinlensin ki kalan günlerde köleliğe daha bir zinde devam etsin diye zavallı insana verilen bir günlük tatiller gibi küçük eğlenceler veriliyor hayatlarımıza... İnsanlar boşuna alkolik olmuyorlar, bu dünyadan umudu kesip belki diğerinde bir mutluluk peşinden koşmalar boşuna değil...

Her anlamda kuşatılmış durumdayız ve yapabileceğimiz hiçbirşey yok! İşe gitmeye, televizyon izlemeye, internette kendimize hayali dünyalar yaratmaya devam edeceğiz. Hiç iki yakamız bir araya gelmeyecek. Her zaman meşgul olacağımız ve derindeki gerçeklere gözlerimizi kapatmamızı kolaylaştıracak sorunlar edinmeye devam...

Saçma sapan işler peşinden koşarak tüketeceğiz hayatı. Başka yolu yok! Hafızalarımız isyan edecek ve işimize gelmeyen herşeyi silecek zihnimizden...

Karamsar oluşuma bakmayın, yılbaşında zam alırım işim yolunda zannederim, sevgilim gelir haftasonu mutlu olurum, iki kadeh rakı içerim kendimden geçerim vs vs... Arada bir dertlenirim, sanki herşey anlamsızmış hissine kapılırım, sonra koyver gitsin, anlamın dibine vuralım der geçerim... Herkes gibi...

Ama gerçek değişmez, heryer altından olsaydı altın bu kadar değerli olmazdı, bu insan için de geçerli! Bu kadar nüfus varken insanın ne değeri olabilir ki?

Read more...

Önyargılar aşılabilir mi?

19 Aralık 2008 Cuma


Son günlerde herkes Ermeni'lerden özür dilenen bildiriyi konuşuyor. Kimileri küfrediyor kimileri karşı bildiri yayınlıyor vs vs...
Öncelikle kimse duruma önyargılardan bağımsız bakamıyor gibi geliyor bana. Ne özür dileyenler ne de karşı çıkanlar. Ve bazı gerçekler yok sayılıyor. Özür dilemeyi abartılı ve gereksiz buluyorum ama bu yaşananları yoksaymanın da haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Bu topraklarda Ermeniler yaşadı, bu bir gerçek. Ve tarihte bir tehcir olayı da yaşandı. Bu insanlar havaalanına götürülüp uçağa bindirilmedi nihayetinde, o iklim ve coğrafya koşullarında göçe zorlandılar. Evet buna soykırım demek imkansız, günün koşullarını gözardı etmek de haksızlık olur bizim açımızdan bakıldığında... Ama bir de Ermeniler açısından bakarsak olaya vatan dedikleri, doğdukları yıllarca yaşadıkları topraklardan sürülüyorlar. Kalan çok az sayıdaki insan ise hala hor görülüyor.

Müziklerimizden tutun da yaşam biçimimize kadar bir zamanlar birçok ortak değeri paylaştığımız bu insanların bir anda düşman oluvermesi tuhaf değil mi?
Bizden olmayana düşman olma alışkanlığımız sonucunda yaşanmıyor mu hala bir çok sorun bu ülkede?
Aynı tutumumuz nedeyile bu ülkede birbirimize girmedik mi? Sağ/sol, Alevi/Sunni, Türk/Kürt... Hatta tuttuğumuz takımlar nedeniyle bile çeşitli cinnetler geçirmedik mi sonu çok acı biten?
Karşımızdakinin de bizim gibi insan olduğunu, duyguları düşünceleri, inançları, acıları sevinçleri olduğunu anlamak bu kadar mı zor?
Karşı taraf için de geçerli bu yazdıklarım. Onlar da bu empatiyi kuramıyorlar. Bir soykırım fikrine saplanmış haldeler. Üstüne bundan nemalanan, bu fikri bir yaşam biçimi haline getirmiş ve genelde Ermenistan dışında yaşamını sürdüren bir güruh var onlarda da. Ve büyük ihtimalle kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri bu topluluk.
Ama bence biz üzerimize düşeni yapabilmeliyiz ki bu da barış ve dostluk elini uzatabilmektir. Bu elbette üç beşbin kişinin imzaladığı ve metnini birçok insanın tasvip etmediği bütün günahın bizde olduğu izlenimini veren bir bildiriyle değil, karşı tarafın acılarını anladığımızı ama bunun bizim veya onların suçu olmaktan çok o günün koşullarında yaşanan ve artık unutulması gereken bir durum olduğunu gösteren bir tutumla olabilir diye düşünüyorum.

Read more...

AROG


Büyük bir beklentim olmaksızın yalnızca biraz eğlenmek için gitmeme rağmen bunu dahi başaramadığım bir film AROG. İlk film en azından bir miktar eğlendirmişti, ama bu devam filmi biraz zorlama olmuş bence. Espriler belden aşağı vurmakla birlikte arada birkaç günümüz Türkiye'sine belki 12 Eylül dönemine göndermeler yapılmış ama bu da metne herhangi bir derinlik katmaya yetmemiş sanki...

Kısa skeçler toplamı gibi görünen filmin tek silahı olan espriler de zayıf kalınca film çıkışı yalnızca pişmanlıklar kalıyor geriye. Cem Yılmaz beğenmeyenlerin anlamadığını iddia etse de bu iddia sanırım aynı zamanda hedef kitlesinin seviyesini eleveriyor. Hedef kitle İvedikperverler ise onlar önüne ne koysanız yiyor zaten.

Biraz gülüp eğlenmek için gittiğiniz filmde tamamı bir iki espri yakalıyorsanız ve film espriler üzerine kuruluysa illaki bir hayalkırıklığı yaşıyorsunuz açıkçası... Filme boşuna gitmeyin demeyeceğim, çünkü bu reklam bombardımanında pek bir şans yok gitmeme konusunda:))

Read more...

Facebook Gerçek midir?

14 Aralık 2008 Pazar


Facebook neye yarar?
Dünya nasıl kullanıyor, biz nasıl?
Facebook'u bir reklam aracı olarak kullananlardan tutun da sevgili arayanlara, eski arkadaşlarıyla buluşanlara kadar çok geniş bir alanda kullanan sanırım milyonlarca üyesi var...
Bizim de Her Şeyden Biraz adı altında bir grubumuz var mesela, buradan kitap hediyelerimizi, yeni yazılarımızı duyuruyoruz vs vs...
Aslında eğlenceli de olabilen bir site... Ama her şeyi kendimize benzetme huyumuz burada da etken elbette:)
Ünlü bir yazarsanız yeni kitabınızı buradan duyurmak etkin bir reklam yöntemi olabilir, adınıza gruplar kurulabilir vs... Hatta siyasi anlamda seçim çalışmaları bile yapabilirsiniz veya tepkilerinizi diğer insanlarla paylaşabilirsiniz...
Bana tuhaf gelen nokta ise -ki tuhaf gelen bir nokta olmasa burada bu yazının ne işi var?- sanırım insanlar bu şekilde sanal bir hapishaneye tıkılıyor...

İnsanlar laiklik veya Atatürkçülük veya cumhuriyet adına bir şeyleri Facebook'ta yapınca sanki bu kadarı yeterliymiş hissi uyanabiliyor mesela... Polis kurşunuyla öldürülen Yunanlı genç için kurulan gruptan örnek verecek olursak - öncelikle böyle bir acıya ortak olmak, verilen tepkiye bir şekilde destek vermek gayet insanidir, bunu belirtmeliyim- hatırı sayılır bir sayıda Türk kullanıcı üye bu gruba... Peki Türkiye'de öldürülen insanlar, işkence görenler? Ses yok!
Yunanistan geçmişiyle hesaplaşmış, demokrasisini sekteye uğratan cuntayı yargılamış ve yaşananların hesabını sormuş bir ülke, başka bir yazıda belirttiğim gibi ters birşeyler olunca ülke ayağa kalkabiliyor... Bizler ise sindirilmiş, ürkütülmüş, uysallaştırılmış, her şeyi kabullenen bir toplumuz maalesef...
Tepkilerimiz sanal! Facebook da bunun için bulunmaz bir mecra. Bu anlamda bu siteden ürkmemek elde değil.
Sadece eğlence için kullanıyorsanız bir diyeceğim yok ama, tepkisiz bir toplum oluşumuzu unutmak adına sanal tepkilerle yetinip kişisel tatmin amacına hizmet etmesin! Tepkisiz bir toplum olduğumuzu ve bunun doğurduğu kötü sonuçları bilmek belki günün birinde silkinmemizde etken olabilir ama bu silkinme sanal bir alemde olursa hiç umut kalmayabilir. Beni ürküten bu silkinme umudunun da ortadan kalkmasıdır.
Cemaatler insanları mürit eyleyerek uyuşturuyorlar, iktidarlar zor kullanarak... Geriye kalanları da eğlenceli bir internet sitesi uyuşturursa hiç umut kalmayabilir...
Özetle Facebook'ta 'Yeşili koru, ormanı sev!' isimli cici bir gruba üye olarak yeşili falan korumuş olmuyorsunuz, bunun bilincinde olmak lazım!


Read more...

CAN DÜNDAR! Belgesel Yönetmeni mi, Magazin 'Gastecisi' mi?

12 Aralık 2008 Cuma


Bir sanatçı hakkında belgesel yapsanız ana temanız ne olurdu? Sanatı mı? Yaşama bakışı mı? Yoksa gecenin üçünde çorbacının kapısında bekleyip acaba bi poz yakalar mıyım derdine mi düşerdiniz?
Elbette sanatı öncelikli olurdu. Yakınlarıyla röportajlar yapılabilirdi, hayattaysa kendisiyle de bir mülakat fena olmazdı. Başarıları başarısızlıkları, hayalleri hayalkırıklıkları da eklenebilirdi... Buna belgesel denilebilirdi.
Peki çorbacı kapısında çekilen fotoğraflardan oluşacak bir koleksiyon eşliğinde mikrofonu şahsın burnuna dayayıp, yanınızdaki kimdi, alkol aldınız mı, eteğinizin boyu kaç santim vs vs salakça sorulardan oluşacak bir mülakata belgesel denilebilir mi?

Peki konu edindiğiniz kişi bir millet yaratmış, dünyayı dizegetirmiş bir Devrimci, binlerce yıllık geleneklere sırtını dayamak yerine idealleri uğruna mücadele eden, saltanatını ilan edebilecekken demokrasiyi seçen, kadın haklarını bugün hayranı olduğunuz birçok ülkeden önce yasalaştıran... Liste uzar gider, evet Atatürk'ten bahsediyorum, konu edindiğiniz kişi Atatürk ise belgeselinizin ana temasının bu büyük insanın yaptıkları, yapamadıkları, yapılmasının yolunu açtıkları olması gerekmez mi? İllaki asker Atatürk'ten bahsetmenize de gerek yok. Siyasetçi yönü, devrimci kişiliği, modernist yönü...
Peki Can Dündar neden bunun yerine magazin gibi özel hayata dalıp gitti? Şimdilerde linç edildiğini iddia ediyor. Eleştiriliyor belki biraz ağır eleştiriliyor ama linç kelimesi de bence abartı... Asıl o Atatürk'e karşı süregelen linç girişimine sırt vermiş durumda bu belgeseliyle...
Malum cemaat hakkında bir belgesel yapsın ve Şeyhin ABD, ticaret, siyaset, medya vs vs ilişkilerini konu edinsin şöyle bir Uğur Mumcu cesaretiyle... İşte o zaman linç ne demekmiş anlar...
Atatürk bir belgeselcinin romantizmine veya bir cemaatin siyasal ideallerine feda edilebilecek bir kişilik değil bu ülke için.
Cemaatin kuyruk sancısını anlamak mümkün, tebaadan millet, müritten birey yaratmak gibi bir ideali ortaya koyan bir Atatürk onların işine gelmez. Ama Can Dündar'ın yaptığına bir anlam verebilmek güç. Paranoyalara, komplo teorilerine dalmayacağım ama insanın aklından kötü fikirler geçmiyor değil...

Read more...

Bir Başkadır Benim Memleketim...

08 Aralık 2008 Pazartesi












Yunanistan'da bir genç polis
kurşunuyla öldürülürse, ülke ayağa kalkar!
Bizde Allah rahmet eyler veya en azından öyle temenni edilir, meftanın ailesi ağlar ve olay unutulur... Peşinden koştuğumuz AB üyesi olabilmek için sosyal bir bilinç de gerekiyor demek ki...


Büyük filozof, güzel insan, geleceğin tartışılmaz Mehdisi, bilimadamı, din adamı insanlık tarihini değiştirebilecek yegane insan Adnan Abimiz ve sevenleri evrim teorisini hamamböceklerinin fotoğraflarıyla çürütme yolunda açtıkları sergilere devam ediyorlar...
Evrim teorisini tartışacak; çürütecek veya savunacak bilimsel yeterliliğe sahip değilim ama Adem ve Havva mitosu bana çok da inandırıcı gelmiyor... İnsanlık bugünkü haliyle yeryüzüne şıp diye düşmüştür fikrini hazmetmem çok kolay değil... Kökenin illaki bir hayvan türü olduğu konusunda diretemem elbette ama insan çeşitli evrelerden geçerek günümüze gelmiştir diye düşünüyorum ki günümüzdeki çoğunluğa bakınca ve dünyayı getirdiğimiz hali düşününce o evrelerden geçmesek daha mı iyiydi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum:)))

Neyse Requiem kutlamış, ben de herkese sağlıklı mutlu bir bayram diliyorum... Kurban kesiyorsanız derilerini adam gibi yerlere bağışlayınız efendim, fener olup abuk insanları aydınlatmasn:)))

Read more...

Bayram Mesajımızdır!




Bayramınız kutlu ola...
Sağlık sıhhat yerinde ola...
Dünyaya ve üzerinde yaşayan veya yaşamayan canlı cansız herşeye iyi davranıla...

Read more...

Bloglasak da mı şeyetsek?

05 Aralık 2008 Cuma


Sıkı takipçilerinden olduğumuz JerenCe mimlemiş bizi, sağolsun... Sorular basit gibi görünse de biraz çetrefilli, yoldan sapmadan cevaplamaya çalışacağız...
Önce sorular;
1- Sizce son dönemde Türk bloglarındaki durgunluk fark edilir düzeyde mi?
2- Cevabınız evet ise, sizce bu durumun nedenleri neler?
3- Bu durgunluğu gidermek ve üretilen içeriğin kalitesini yükseltmek için Türk blog yazarları olarak neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?

Hepsine teker teker değilde ortak bir cevap vermeyi yeğleyeceğiz... Türk blogları da diğer birçok konuda olduğu gibi suyu çıkma vb tabirlerle tanımlanabilecek bir durumda sanırım... Birçok blogcu arkadaşın en çok içerik hırsızlığından yakındığını düşünürsek ve bir de üzerine sayısı azımsanamayacak ölçüde olan, hiçbir içerik üretmeyip ordan burdan şarkı türkü indirten, herkesin bildiği şeylerin heryerde bulunabilecek tanıtımlarını hiçbir kişisel veya fikirsel katkı sunmadan biryerlerden araklayan blogları da eklersek durum ortaya çıkıyor sanırım...
Tabi cennet vatanımızın tek örnek demokrasisi gereği önüne gelenin, canı sıkılanın blog kapattırdığını, olmadı toptan bütün blogların kapatılabildiğini de düşünürsek insanın şevki kırılmıyor değil... Sonuçta blog işinden geçimini sağlayan olduğunu sanmıyorum, genelde kişisel tatmin durumu sözkonusu... Hemen her blogda google abimizin reklamları var ama ciddi bir gelir elde eden olduğundan şüpheliyim... Artık onlar temanın bir aksesuarı niteliğinde:)))
Dolayısıyla kişisel tatmin öne çıkıyor ki yukarıda sıraladığım negatif etkenler de bu tatmini alt seviyelere çekmeye yetiyor... Bu da elbette bir durgunluk getirecektir...
Neler yapılabilir üzerine çok düşünmedim açıkçası ama hemen aklıma geliverenler şunlar; blog yazarları - en azından gerçekten blog yazanlar- desteklenmeli... Bu çok zor birşey değil... Beğenerek okuduğunuz bir yazıya yorumunuzu eklemek ki bunun için blog yazarı olmaya da gerek yok yazara cesaret verebilir, en azından ciddiye alındığını, birilerinin anlatmaya çalıştıklarıyla ilgilendiğini düşündürtebilir... Sonuçta insanlar bir yazı yazarken, güzel bir blog -temasıyla, içeriğiyle- oluşturmaya çalışırken zaman ve emek harcıyorlar...
Belki sağlam bir reklam geliri olsa daha değişik projelere girişilebilir...
Sendikasal bir birliktelik durumu sözkonusu olmasa da camiada bazı olumsuzluklara ortak tavır alınabilir...
Bilmem ki daha neler yapılabilir?
Bizde kişisel tatmin ön planda... Yoksa güzel hatun fotoları, videoları koyup 'YEDİKÇE YİYESİM GELİYOR, obez mi oldum acaba?' gibi salak başlıklar atıp daha fazla hit ve gelir elde edilebileceği kesin cennet vatanımda:)))
Ve işin en zor tarafına geldik, bu mimi kime paslayacağız? Ya pasladığımız blog bizi sallamazsa:))) Ya bizi takipettiğini düşündüğümüz kişi ayda yılda bir uğruyorsa:))) Paranoyanın sonu yok ki...
Neyse şansımızı deneyelim; pasımız
Pandora'ya gitsin... O'nun düzenli uğrayışlarını yorumlarından biliyoruz:))) Güzel goller bekliyoruz:)))

Read more...

Kişisel, Çok Kişisel... Biraz Ortaca, Biraz Dalyan, Daha çok çocukluğum...

02 Aralık 2008 Salı



















Herkes evlenmeden önce sevgilisine çocukluğunun geçtiği yerleri gezdirmeli!
Fikir requiem'den, çekimler benden, makina kardeşimden, iklim ve doğa manzarası Yüce Manitu'dan...
Hayatın gülümsediği anlar...
Eskiden, çok eskiden, ilkgençliğimde ' Hayat bir erkeğe kadının en kuytu yerlerinden gülümser!' derdim... Yanıldığımı söyleyemem ama ekleyeceklerim var... Hayat aslında gülümsemeye fırsat kolluyor ama omuz silken, bu gülücüğe karşılık vermeyen bizleriz sanırım...
Bu fotoğraf kışın başında çekildi... İşte hayat... Birileri üşürken, belki karşılığında ülkesini, geleceğini sattığı kömürünü yakarken - mesaj vermeden olmaz:)))- biz Dalyan sahilinde çocukluğumu gülümseten o mekanda en günahından likit keyif verici maddemizi tüketip denize giriyorduk... Şimdi gel de bu hayata kötü de... Ben derim ama... Kişisel mutluluk, kişisel başarı bir hiçtir! Bir yerlerde insanlar uyuşturucu çekip baltalarla birbirlerini katlederken mutlu olmak belki ayıp... Ama kardeşim sizlerde birilerinin kulu kölesi müridi tebaası olmayıverin yahu... Birileri 'Yürüyün, vurun kılıncı!' dediğinde, nereye yürüyoruz, neden yürüyoruz? Sen kim oluyorsun da yürüyeceğimiz noktayı belirliyorsunuz deyiverin?
Neyse bana ne? Her sopa sallayana boyun eğene, her kaval çalana koyun olana, her şeyhe mürit olana açık değil zaten bu blog...
Neyse dedim ya kişisel, çok kişisel...
Benim çocukluğumda bu sahilde elektrik yoktu, hoş hala yok:))) Biz çadır hayatı yaşardık her yaz... Kardeşim o sahilde emeklemeye başladı şimdilerde yirmili yaşlarında, yürüyebiliyor artık yani:))) O zamanlar akşam kızlar ateş için odun falan toplardı bizlerse gölden yengeç avlardık... Közde yengeç partisi, anlatılan masallar, oynanan sessiz sinema oyunları ve radyoda komşudan müzikler... Bizim kanalları çekmezdi radyo, Yunan müziklerine olan sevdam ordan kalma herhalde...
Nerden nereye? Psikologların olaya çocukluktan girişmesi boşuna değil...

Çocukluğumuzda saklı geleceğimiz belki de...

yakaladığımız yengeçlere yaptığımız işkencelerin bedeli yaşananlar.

bizi kavuran güneşe minnettar oluşumuzdan kısacık mutlu anlarımız,

aşkımızı denize borçluyuz

dostluklarımız iyot kokulu, denizsiz kentte boğuluşumuz bundan...

demiştim bir yazımda, ne haklıymışım, aferim bana:)))
Sıkıldıysanız affola... İçimden geldi yazıverdim gari:)))

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP