Yazınsal Serüven; Bir Yazarın Edebiyat Yolculuğu
03 Haziran 2009 Çarşamba
Asıl macera okumak mı yoksa yazmak mı?
Okumak elbette büyük bir haz, yolculuk ve hatta maceralı bir yolculuk. Yazmak ise bambaşka bir boyut. Bir kitabın yazılışından tutun da yayınlanıp kitapçı raflarındaki veya okuma serüveninizdeki yerini alana kadar geçirdiği evreler oldukça uzun bir serüven aslında.
Peki bu serüven yazar tarafından bakıldığında nasıl yaşanıyor? Özellikle de ilk kitabın yayınlanma sürecinden sonra neler yaşanıyor? Bu sorunun cevabı için okuyabileceğiniz harika bir metin var; İletişim Yayınlarından çıkan Eski Sinagog Meydanı‘ nın yazarı Öykü Didem Aydın Edebiyat Ve Hukuk isimli blogunda Bir ‘İlk-romancının’ İtirafları, Okuyucuları ve Eleştirmenleri başlıklı bir yazı yayınladı.İlk kitap sanki yazar için hemen aşılması gereken bir durum gibi yaşanıyor sanırım. Öyle çok önermeler var ki ilk kitap konusunda. Aslında tek bir kitapla edebiyat tarihine geçmiş isimler var. Mesela Arthur Rimbaud‘nun Cehennemde Bir Mevsim dışında kitabı yok ama Onun kadar şiir dünyasını etkilemiş bir başka şair de yok muhtemelen… Yazar ilk kitabında kendisini anlatır türünden yaygın bir inanç var mesela. Uzatmayacağım, Öykü Didem Aydın‘ın yazısına dönmek istiyorum çünkü.Yazının girişinde ilk-roman ve ilkromancı sözcüklerini türeten yazar aslında belki de edebiyat dünyamıza iki yeni kavram kazandırıyor.
‘İlkromancı kime denir?’ sorusuna verdiği 15 maddelik cevap ise müthiş bir -isyan dolu- mizah örneği. İşte o maddelerden birkaçı;
1- İkinci romanı yazıp yazmayacağına ilişkin kendinden başka herkesin şüphesi olan romancıdır.
2- Romanı, bir yıl içinde bin satmış ise mutlu olması gereken bir romancıdır.
7-“İyi romancı reklam yapmaz, işi ticarete dökmez, iyi romancı çok satmaz, çok satsa bile çok okunmaz, çok okunsa bile çok anlaşılmaz” tümceleriyle başı gerçekten dertte olan romancıdır çünkü bu tümcelerin öznesi, “iyi romancı”dır, “ilkromancı” değil!
11- İlk romanının yazım ve yayınlanma süreçlerine üç, beş, sekiz, hatta on yıl vermiş olmasına, romandaki beher kelime başına saatler düşmüş olmasına karşın, tüm romanı “hızla” okumaya bilmiyoruz kaç yarım-saat veren ama eleştirisine onbeş dakikadan fazla bir süre ya da birkaç dergi sayfasından fazla yer vermeyen iki-üç eleştirmenin, çok-kötü iyi-yazılarından bile memnuniyet duyması gerektiğine inanılan romancıdır.
12- Hiç okumadığı, hatta adını bile duymadığı “dandik” bir gazeteyi, sırf orada ilkromanı hakkında bir şeyler yazılmış diye alıp okumaya kalkması beklenen romancıdır.
Yazarın kitabı hakkında çıkan iki eleştiri yazısına ve bu yazılara dair kendi fikirlerine de yerverdiği bu uzun olduğu kadar keyfle okunan yazısını mutlaka okuyunuz. Muhtemelen elinize aldığınız bir kitaba bakış açınızı bile değiştirecek/derinleştirecek bir yazı.Yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.
Keyifli okumalar…
Not:Yazı daha önce İzmir'de Sanat'ta yayınlanmıştır...


3 yorum:
çok fena oluyorum ya bu ilk romanı yayınlama durumlarından. Rimboud bitirivermiş genç yaşında meseleyi, kendini arabistana atmış maceraya dalmış. Ben de yazdım yazdım yayınlaytamıyorum, nedir derim nedir yazan kişinin derdi?? Hep daha iyisini yazma isteği belki???
Umberto Eco'nun ismini hatırlamadığım bir kitabı vardı, eleman editör ve önüne gelen kitapları değerlemdiriyor. Tevrat ı getiriyorlar yayınlatmak için ve yorum şu;
entrika var, savaş var, cinsellik var modern romanda olabilecek herşey var diyor ama yanlış hatırlamıyorsam kurguyu beğenmeyip yayınlamıyor:)
Editör dediğiniz de kendi beğenileri olan birisi.
Selamlar,
blogunuzu yeni keşfettim. Benim de yaklaşık 2 yıldır süren bir edebiyat blogu çalışmam var. Okuduğum kitaplardan beğendiğim alıntıları yayınlıyorum.Bu kitapları başkalarının da okumasına sebep olur, benimle birlikte onlarda bu hazinelerden faydalansın isteğiyle açtım. Yolculuğunuzun ve yazılarınızın devamı dileğiyle..
Blogum:
http://epigraflar.blogspot.com
Yorum Gönder