KAZDAĞLARI İÇİN S.O.S KAMPANYASI

30 Mayıs 2009 Cumartesi

ÇANAKKALE ÇEVRE PLATFORMU BASIN DUYURUSUDUR

KAZDAĞLARI BİR AVUÇ ALTIN İÇİN KURBAN EDİLİYOR!

KAZDAĞLARI DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNDE OLMALIDIR!

Kazdağları Ve Troya İnsanlık Kültür Mirasıdır. Kazdağları ve Yöresinde, halkın çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır, topraklarımız çok bereketlidir, yılda üç ürün alınabilmektedir. Yaşam alanlarımız, bereketli topraklarımız, suyumuz, su kaynaklarımız, uluslar arası tekellerin daha çok kar hırsı için altın madenciliğine ve termik santrallere kurban edilmek, çöle çevrilmek isteniyor. Son beş yıldır uluslar arası altın tekelleri geceli gündüzlü sondaj faaliyeti sürdürdüler, bugün üretim aşamasındalar, Kazdağlarını yağmalıyorlar, Kazdağlarına ve yöremize dokunulmasın. Yöremizin maden ocağına çevrilmesine izin vermeyeceğiz.

Kazdağları ‘altın’dan daha değerlidir, yaşam alanımızdır, oksijen kaynağıdır, karbon yutağıdır, su kaynağımızdır, yağmur ormanıdır, ekmeğimizdir, suyumuzdur, bolluktur, berekettir, bereket kaynağımızdır.

056

Kazdağları, yabani yaşam barınağıdır, gen kaynağıdır, bütün Türkiye`deki bitki türlerinin onda birinin, 900 farklı bitki türünün yaşam kaynağıdır. 30 endemik türün ise dünyada bir eşi daha yok.. Kaz Dağları endemik bitki türleriyle birlikte, nesli tehlike altında olan hayvanlar için de önemli bir yaşam alanı. Bölgede ayı, karaca, yaban kedisi, su samuru, sincap, yarasa, kirpi, tavşan, porsuk, sansar, tilki, yaban domuzu, kartal, doğan, atmaca, şahin, keklik, tahtalı, çulluk, alabalık ve sazan türleri de yaşamlarını sürdürüyor.

Kazdağları açık müzedir. Kazdağları dünyaca ünlü ve çok önemli kültür coğrafyasıdır. Mitolojidir, Homeros’dur, İlyada’dır, Odysseia’dir, Helen’dir, Paris’tir, Ahilleus’dur, Hektor’ dur, Zeus’dur, İda’dır, Olimpos’dur, Troya’dır. Yedi bin yıllık kültür tarihidir. Çanakkale’nin antik çağdaki adıyla, Antik Troas Bölgesinde yaklaşık başta Skepsis, Gergis, Parion, Priapos, Troya ve Assos olmak üzere 200’ den fazla antik kent, yerleşim yeri ve Tümülüs bulunmaktadır.

Kazdağları ve Yöresi altın madeni işletmelerinin yanı sıra, termik santraller, demir çelik, çimento fabrikaları ve taş ocakları gibi kirli sanayilerin de tehditi altındadır. Ezine’ de 500 MW , Bandırma’ da 1600 Mw ve 4.000 MW’ ı da Biga’ da olmak üzere yaklaşık 6.000 Mw kurulu gücünde termik santraller kuruluyor. Şu an Çanakkale’ de 320 Mw kurulu gücü olan Çan termik santralıyla birlikte 500MW gücündeki termik santraller zaten çalışmaktadır. Etkili ve sürekli esen poyrazın da etkisiyle Kazdağlarına kuşuçuşu yaklaşık 50 km uzakta kurulmakta olan termik santraller, ve Kazdağlarına sadece yaklaşık 25 km mesafede bulunan Çan Termik Santralı, başta Kazdağları olmak üzere, yöre insanının yaşam ve geçim kaynağı olan bereketli toprakları, su kaynaklarını asit yağışları altında bırakacak ve bolluk ve bereket kaynağı toprağımız suyumuz zehirlenecektir. Altın madeni işletmeleri nedeniyle suyumuz, bereketli topraklarımız, siyanürle, ağır metallerle zehirlenecek, Kazdağlarının eteklerinde yaşayan tüm canlıların; yabani bitki ve hayvan türleriyle insanlarımızın sağlığı ve yaşam alanları tehlike altında olacak, oksijen kaynağımız, endemik türler yok olacak, kültürel miras kaybolacak.

kazdagisos

Bölgemiz için çok daha temiz ve ekonomik olan rüzgar ve güneş enerjisi gibi seçenekler dururken, çevreye zarar vereceği açık olan bu santrallerin yapımından derhal vazgeçilmelidir. Altın madeni işletmelerine verilen ruhsatlar iptal edilmeli, yeni izinler verilmemelidir. Dünyaca ünlü kültür coğrafyamızda envanter çalışmaları bir an önce tamamlanmalı, KAZDAĞLARINA, kültür varlıklarımız ve antik kentlerimizin tamamına, Homeros’ un mirası Skamander/Karamenderes Vadisi gibi doğal anıtlarımıza gerekli koruma statüleri kazandırılmalıdır.

Çanakkale Tarım, Tarih, Turizm Ve Kültür Kentidir, Böyle Kalmalıdır. Çanakkale Antik Kent Mezarlığına Dönmesin, Karanlık Turizm Kenti Olmasın. Yaşam alanlarımızı, topraklarımızı, ikibin beşyüz yıl önce Troya’lılar, Çanakkale Savaşlarında atalarımız nasıl savunduysa öyle savunacağız, uluslar arası tekellerin ekonomik işgaline son vereceğiz. Toprağımızın, suyumuzun uluslar arası tekellerce işgaline, zehirlenmesine, çoraklaştırılmasına izin vermeyeceğiz.

Çanakkale coğrafyasının, doğasının, doğal ve kültürel mirasımızın bu saldırılara karşı savunulması için tüm halkımızı, demokratik kitle örgütlerini Çanakkale halkıyla birlikte mücadeleye, dayanışmaya ve güç birliğine, konunun takipçisi olmaya, yetkili ve sorumluları da göreve çağırıyoruz.

5 Haziran Dünya Çevre Gününde Çanakkale' de ve İlçelerde Alanlardayız
Kazdağlarını Korumak,
Zeytinliklerin Yok Edilmesine Dur Demek,
Termik Santrallere ve Altın Madenciliğine
Hayır Demek için ALANLARDAYIZ

05 Haziran 2009 Cuma günü 12:30 ‘ da
Çanakkale’ de Cumhuriyet Meydanındayız
Çan’ da Menderes, Yenice’de Marmara Parkındayız
Bayramiç’te Akbulut, Gelibolu’da Cumhuriyet Meydanındayız
Ezine’ de Belediye Parkındayız, Biga’da Karabiga’ dayız.
Tüm İlçelerde Alanlardayız.

Ç A N A K K A L E Ç E V R E P L A T F O R M U
AKADEMİK ODALAR BİRLİĞİ, ÇANAKKALE ZİRAAT ODASI, TÜRK-İŞ, DİSK, KESK, TEMA,
ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ, TÜKODER, TMMOB İL KORDİNASYON KURULU

Bilgi için: 0 286 212 05 60 - E posta: canakkalecep@gmail.com

SİZLERİ DE BU HAREKETE WEB SAYFALARINIZDAN BLOGLARINIZDAN DESTEK VERMEYE ÇAĞIRIYORUZ!



Çanakkale Çevre Platformu'nun Facebook sayfalarına BURADAN ulaşabilirsiniz.



IDA from ethem özgüven on Vimeo.

Read more...

Yaşlı Sahaf Ve Shakespeare

27 Mayıs 2009 Çarşamba



Kıyıda köşede kalmış, hatta hiç olmayacak yerde bir kitabevi.. Genç müşteriyle yaşlı kitabevi sahibi arasında şöyle bir konuşma geçer:

-İyi günler.

-Sana da, delikanlı. Buyur.

-Shakespeare’in bir kitabını arıyorum ama bilmiyorum sizde bulunur mu…?

-Bulunmaz mı! Shakespeare olacak da bende bulunmayacak ha! Shakespeare. “Ne günah işlemiş! Kokusunu duymasın diye gök burnunu tıkıyor. Ay gözlerini kapıyor utançtan. Önüne çıkanı öpen çapkın rüzgar bile, toprağın derinliklerine sığınmış işitmesin diye. Günahı neymiş?! Utanmaz or.spu!” Al sana Shakespeare. Al sana Othello. Çay içer misin, delikanlı? Sana çay söyleyeyim.

-Yok, teşekkürler.

-Ne yapacaksın Shakespeare’i?

-Hiç, geçenlerde bir yerde geçmişti de, merak ettim…

-Shakespeare, Shakespeare. Otursana yahu. Korkma, sıkılma. Burası kitabevi. Başka yerlere benzemez. Bak, camda ne yazılı gördün mü?

-Nerede?

-Camda ya, çıkıp dışarından bir oku.

"Adam hemen çıkıp, camda bir kağıda bilgisayarda yazılmış yazıyı okur ve tekrar girer.

-Girerken farketmemişim.

-Neymiş? “Hanımlar Buyurun Çay İçelim.” Hanımlar yazdığına bakma, kapımız herkese açık.
-Shakespeare’in hangi kitabını istiyorsun?

-Venedik Taciri.

-Venedik Taciri.. Venedik Taciri.. Vene.. Al sana Venedik Taciri! Bizde Shakespeare olmayacak da kimde olacak!

-Haklısınız. Ne kadardı?

-Arkasında kaç yazıyor?

-Yedi milyon?

-Sen altı ver.

-Teşekkür ederim.

-Gençlere yardımcı olmak görevimiz. Gençlik gibisi var mı. Peh. Gençlik de ne gençlik. Senden az önce genç bir kız gelip bir kitap sordu. Saçma sapan bir şey. “Erkekler Marslı Kadınlar Uzaylı” mı, “Venüs’lü Erkeler” mi, ne bileyim, abuk sabuk bir kitap işte. Yok, dedim, yok. Bende öyle kitaplar bulunmaz. Öyle kitap istiyorsan gece İstiklal’e çıkacaksın, dedim. Döndü arkasını marş marş. Yürü anca gidersin. Heh heh.. Sana bir şey söyleyeyim mi delikanlı? Bak, sen bu işlerden anlıyorsun madem. Hayatta bir şeyi çok iyi öğrendim. Bak kaç yaşındayım, değil mi? Senin iki katın, bilemedin üç. Bu hayatta kadın dedin mi, aklı seksten başka hiçbir şeye tam basmayan bir insan aklına getireceksin. O kadar. Yok kadın şöyleymiş, yok böyleymiş. Tıraş. Geç bunları. Kadını boş bırakmayacaksın. Benden sana tavsiye. Bunu bir yere yaz.

- (hafif gülerek) Olur, yazarım.

-Para üstünü aldın mı?

-Tamam.

-Ya bir çay içseydin?

-Yok, sonra bir ara uğrar çayınızı içerim.

-Ben hep buradayım. Çıkarken kapının sağındaki şiiri oku da git. Bak orada iri harflerle kartona yazılı bir şiir var.

-Öyle mi? Tamam, okurum.

Adam sarı bir kartona siyah keçeli kalemle yazılmış şiirin ilk birkaç sözcüğünü okuyup, gerisini okur gibi yapar ve hızla bitirip uzaklaşır.

-…“Hayırsa cevabın girme yatağıma… kedi gözler…dudaklar…titrer…solar…”

Read more...

İzmir'de Sanat'tan Haberler

23 Mayıs 2009 Cumartesi


İzmir'de Sanat'ımız büyümeye devamediyor.
Artık tanınmış yazarlardan da yazılar yayınlanacak. Durmuş Akbulut ve Abidin Parıltı'dan sonra şimdi Hikmet Temel Akarsu ilk olarak Kral Öldü isimli öyküsüyle, Türk ve Dünya sineması üzerine inceleme kitaplarıyla tanıdığınız Esin Coşkun da Marc Levy'nin Dostlarım Aşklarım isimli romanı üzerine harika bir yazısıyla İzmir'de Sanat'ta...

Ve uzun zaman önce haberini verdiğimiz röportaj serimiz başlamak üzere, röportajlarımız bizi tanıyanların tahmin edebileceği üzere edebiyat ve sinema/tv dünyasından isimlerle olacak. Takibetmeniz dileğiyle diyoruz...

Read more...

Penguen Vakit'i Atlattı

22 Mayıs 2009 Cuma



Penguen dergisinin yandaki kapağına yapılacak yorum yok. Kendilerini tebrik ediyor ve mizah zekaları önünde saygıyla eğiliyorum...

Vakit gazetesinden önce davranmışlar, yoksa o gazete bu manşeti atardı!

Read more...

TÜRKAN SAYLAN'I KAYBETTİK...

18 Mayıs 2009 Pazartesi


Türkan Saylan'ı bu sabah kaybettik.
Hakkında çok şey söylemeye gerek yok, bu ülkede neleri başardığını, neler için uğraş verdiğini bilmeyeniniz yoktur diye umudediyorum...
Kendisini saygıyla anıyoruz...

Gençlerin şeyhlere, üfürükçülere mürit değil, bağımsız bir Cumhuriyetin haysiyetli vatandaşları olmaları için uğraş veren Saylan'ın yaşam öyküsüne buradan ulaşabilirsiniz...

Read more...

Bir Günün Hikayesi

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Dün İzmir baharını değerlendirmek, bir süredir görüşmediğim arkadaşları görmek ve bir iki kitap almak için Alsancak'a gittim. İlk durak İletişim Kitabevi oldu, eski işyerim:) Hemen kahvem geldi en sadesinden, emektar kitapçı Murat'la kısa bir sohbet ve görüşemediğimiz arada çıkardığı kitabını imzalatıp aldım. Kitapla ilgili okuduktan sonra detaylı bir yazı gelecek elbette. Sonra Durmuş Akbulut'la buluşup klasik mekanımız İonya'da bir kaç bira içtik... Onun kitabını da aldım:)



Yahu insanın yazar arkadaşları olması ne güzel bir duygu, kitaba para vermiyorsunuz, evinizdeki kitapların birçoğu adınıza imzalı ve ilk baskı oluyor:)

Sonra biranın ve İzmir havasının verdiği rehavetle başladı geyik;

-Olum sen ne zaman yazacan bi kitap?

-Çok yakında, hepinizin kirli çamaşırlarını dökecem ortaya, anılar hesabı, sizden çok satıcam:) Biraz daha ünlenin diye bekliyorum...

- Ne kirli çamaşırımız var lem bizim?


- Lem Ergenekon'un ne olduğu belli mi, varlığı bile tam anlaşılabilmiş değil ama Şamil Tayyar'a bak nası satıyo?
Gülüşmeler...

Bu eğlenceli günün anısını yazmak istedim, pek tarzım değil bugün şunları yaptım buraya gittim türü yazmak ama dün biz çok eğlendik, güzel günlerin kaydı tutulmalı belki de...

Bu arada İzmir'deyseniz İonya'ya mutlaka uğrayınız, Alsancak Kıbrıs Şehitleri'nde İletişim Kitabevinin karşısındaki ara sokakta... Müzik seçimleriyle olsun, rahat ortamı olsun, fiyatları olsun, illaki sizi cezbedecek bir yönünü bulacaksınız... Ve bu bir reklam değil:) Dostane bir tavsiye...

Bu arada İzmir'de Sanat'ta Fıkra gibi kitapçılık anılarımız Lost ile yarışıyor:) Üçüncüsünü koyduk yayına:) Eğlenerek okuyacağınızı umuyorum...

Read more...

MASALLAR

13 Mayıs 2009 Çarşamba


Anımsadığınız masalları bir düşünün... Dünyanın herhangi bir coğrafyasında/kültüründe geçen ya da yaratılan masalları...

Ne kadar çok ortak yönü var değil mi her masalın...

Masum olana düzenlenen entrikalar, geçilmesi gereken zorluklar, açılması gereken genelde sayısı 40 olan kapılar...

99, 1001, 40 gibi rakamların masallardaki yeri, kötülerin zaha zeki oluşu ama iyilerin yanında yeralan ilahi kudret...

İmkansızın peşinden giden kahramanlar, çekilen acılar, ayrılıklar derken bizi mutluluk gözyaşlarına boğan mutlu final...

Onlar ermiş muradına...

Peki ya sonra... Türlü zorluklardan sonra, aşılan derelerden tepelerden sonra kavuşup muradına eren masal kahramanlarını getirin gözünüzün önüne... Pek ya sonrası? Esas oğlan acaba masum kızı seçtiği için pişman olmuş mudur? Kötü kız daha karizmatik değil midir?

''Hainleri kimse sevmez ama ihanet çekicidir!'' diye bir laf anımsıyorum ben.

Ya bu kavuşmadan sonra geçim sıkıntısı başlarsa?

Read more...

ANNELER VE GÜNLERİ

10 Mayıs 2009 Pazar




TÜM ANNELERİN BU ÖZEL GÜNLERİNİ KUTLUYORUZ.




Dileğimiz tüm annelerin mutlu olmaları...

Annelerin mutlu olduğu bir dünya güzel bir dünyadır...

Belki de mutluluğunu tüm dünyaya tüm insanlara yansıtan yegane varlık anneler...

Onların mutluluğu demek ailelerinin, komşularının, ülkelerinin hatta dünyalarının mutluluğu demek...

Abartmıyorum, kendi annemden biliyorum; Mutluluğa dair hiç bir hayali kişisel zenginliği veya alacağı bir mal mülk üzerine değil...


Read more...

ÜŞENİYORUM O HALDE EGELİYİM

09 Mayıs 2009 Cumartesi


Biz Egelilerin ne kadar uyuşuk, üşengeç olduğu bilinir... Mesela Dalaman ovası sakinleri taburede oturamaz, Efes harabelerini geziniz sandalye formatında bile birşey yoktur, adamlar yemeği bile uzanarak yemişler...

Çalışmayı pek sevmeyiz, randevularımıza geç kalırız... Bu liste uzatılabilir, ama işin içinde keyif varsa hiç üşenmeyiz nedense...

Bir sofra kurulacaksa, balığa çıkılacaksa... Bilindik bir sözü uyarlamak gerekirse;
Gökte eğlence var deseniz merdiven ararız:)
Sadece keyif mi, sorumluluk, duyarlılık deseniz yine kalkar geliriz; Cumhuriyet Mitinglerinin İzmir'deki coşkusunu bir hatırlayınız... Kurtuluş savaşında tüfengini alıp dağa çıkan efelerimize ne demeli?
...
Bir toplumun huyunu suyunu kullandığı dil eleverir. Bizim dilimiz ya da şivemiz kısaltmalar üzerine... Fiillerimizdeki şimdiki zaman eki -yorum/-yorsun/-yor değil, -yom/-yon/-yo'dur:)

Tolga Çandar bir konserinde anlatmıştı; Milas ya da Bodrum taraflarında henüz turizm bu kadar gelişmemişken barda bira isteme sahnesi;
-Bizimoğlan bene bi dene bira verive.
Turizm sonrası aynı sahne;
-Bizimoğlan bene bi dene bira verebilii misin?
Değişen zamana ayak uydurmak diye buna derim ben gari...
Bizde bağnazlık yok mu? Olmaz mı?
Eskiden Marmaris, Bodrum vb yerlerde miras paylaştırılırken erkek evlatlara verimli tarlalar, kızlara deniz kenarındaki ekilmez biçilmez topraklar verilirmiş... Turizmin gelişmesiyle olanları anlatmaya gerek yok, Allah'ın Sopası desek yeterli:) Ee boşuna dememişler ''Ev alacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla'dan!'' diye...

Read more...

Türkiyem Türkiyem Cinnetim, Benim Yasaklar Cennetim

08 Mayıs 2009 Cuma


Ülkemiz sanal alem tarihine yasaklarıyla geçmeye aday, hatta belki geçti bile...
O aptal Guiness rekorlar kitabında bu konuda bir sayfa varsa eğer, mutlaka bize ayrılmalı...
Youtube, Dailymotion, dönem dönem bloglar ve daha bir sürü siteye bu ülkeden erişmek yasak!
Anlaşılacağı üzere ülkemiz beğenmediği bir yayını kaldırtmaya veya karşı bir yayınla yalanlamaya ya da doğrusunu insanlara göstermeye muktedir değil. Sadece madem bunu beceremiyorum en azından benim vatandaşıma yasaklarım ki beceriksizliğim ortaya çıkmasın hesabı...
Bir siteyi beğenmediniz, yada siteyi beğeniyorsunuz ama bir haberi veya içeriğinin bir bölümü hoşunuza gitmedi diyelim... Ne yapıyoruz? Hemen cinnet vatanımızın herhangi bir köşesindeki mahkemeden kapatma kararı çıkarıyoruz... Hepsi bu... Sonra da kimseden sesini çıkarmamasını bekliyoruz...
PEki bu vatanın evlatları ne yapıyor, hemen her şeyin çakmasını birebir yapmayı beceren bizler de bu yasaklı sitelere girmenin bir başka yolunu buluyoruz. Nasıl olduğunu bana sormayınız, teknik konulardan hiç anlamam ama Google henüz kapatılmadıysa ona sorunuz biyerlere yollar sizi...
Toplu katliamların devletin verdiği silahla yapılabildiği, hala namus veya töre cinayetinin işlenebildiği, tecavüz ettiğiniz kadına fahişe süsü verirseniz cezanın büyük kısmından yırttığınız cinnet vatanımızda boşuna sınırsız internet bağlantısı yapıp bir sürü para ödemeyiniz... Nasıl olsa sınırlı bir kullanım alanınız olacak pek yakında:)

Read more...

Türk Resminin Öncüleri - Osman Hamdi ve Batı Kuşağı

06 Mayıs 2009 Çarşamba

Yazar, senarist ve yönetmen sıfatlarını başarıyla göğüsleyen Durmuş Akbulut’tan resim sanatı üzerine yeni bir kitap daha; ''Türk Resminin Öncüleri - Osman Hamdi ve Batı Kuşağı”

İlk iki kitabıyla Türkiye’de resim sanatı üzerine büyük bir boşluğu dolduran, şimdiye kadar yapılmamış olanı yapan yazar yine resim okumalarına devam ediyor ama bir farkla bu defa rotasını Türk Resmine çeviriyor.



Gerek baskı kalitesi gerekse içeriğiyle yalnızca resim sanatıyla profesyonel anlamda ilgilenenlerin değil hemen her okurun ilgisini çekeceğini düşündüğümüz kitap hakkında fazla söze gerek yok… Buraya kısa bir bilgi olması açısından kitap hakkında Milliyet gazetesinde çıkan haberi alıntılayacağız;

“Türk Resminin Öncüleri”, Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa’nın da aralarında bulunduğu, Avrupa’ya resim eğitimi için giden Türk ressamları, Paris’te ders aldıkları atölyeler eşliğinde inceleniyor. Gerome, Cormon, Lhote ve Rodolph Julian gibi sanatçıların Türk resminde karşılığını bulan izleri, farklı tablolar eşliğinde karşılaştırmalı olarak yorumlanıyor. Kitap ayrıca Hoca Ali Rıza, Feyhaman Duran, Elif Naci, Namık İsmail ve çok sayıda ilk dönem Türk ressamlarına yer veriyor.

Resim Neyi Anlatır ve Açık Beden isimli kitaplarıyla başlayan yolculuk Türk Resminin Öncüleri - Osman Hamdi ve Batı Kuşağı ile devam ediyor.

Bunun yanında İzmir'de Sanat isimli sitemizden bir kişiye hediye edeceğimiz ANDY WARHOL “Plastik Suretler” belgesiyle başlayan yönetmenliğine GUSTAV KLIMT ”Hazla Çizilen Kadınlar” belgeseliyle devam eden, İzmir'de Sanat'ta harika iki yazısı yeralan DURMUŞ AKBULUT‘la çok yakında bir röportaj yapacağımızın haberini de verelim…

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP