Tepkisiz Toplum ya da Çayırlar

29 Haziran 2009 Pazartesi


Geçenlerde güzel havanın kan dolaşımımdaki yoğun etkisine uyarak denize gitmeye karar verdim. Mekan adı vermeyeceğim. Ama güzel ve sakin bir sahil. Köylerin arasından geçiyorsunuz, yol kenarlarında çiçek açmış zakkum ağaçları vs... Romantik olsam yolda mola verir ağlardım ama Allah'tan değilim.

Mekana toplu ulaşım aracı yok. Bir araba kiraladım. Mini buzdolabıma biralarımı doldurdum. Meraklanmayınız alkollü araç kullanmam, niyetim kafayı çekip sahilde yıldızları seyredip dalga sesini dinleyerek uyumak.


Yolda bir sığır sürüsü çıktı karşıma. Korna sesi falan sallamıyor hayvanlar. Gittim lidermiş gibi görünen sığıra durumu anlattım, kandolaşımımdan falan bahsettim. Yalnız kalmaya olan ihtiyacımı anlattım. Bu sahile ulaşmam gerektiğini dilim döndüğünce anlattım ama sığır bana mısın demedi. Kimeyse? Baktım olmayacak. Etrafa bakındım bu sığırın dilinden anlayan, derdimi ona anlatabilecekmiş gibi duran çoban kılıklı bir adam tuhaf tuhaf bana bakıyor.

-Senin mi bu sığırlar?
-Hee.
-Ya bir de sen anlatsan da çekilseler yoldan.
-Bekle.
Geldi elinde bir sopa, ama sopaya gerek kalmadı, şöyle tuhaf bir ses çıkardı ve sığırlar nizami bir şekilde efendice çekildiler yoldan;
-Brrrüücçhhh!

Sonra sırıtarak geldi. Para isteyecek sandım, ben de bir bira ısmarlarım diye geçiriyordum kafamdan.
-Sen ne demeye bi saattir sığıra bişey annatmaya çalışıyon ki dedi.
Hala sırıtoyor pezevengin evladı. Tepem attı.
-İyi de yolun ortasına çıkan onlardı, sen değildin ki!
Dedim.
-Hemşerim ona bakcek olursan televizyon programlarına da hep böyleleri çıkarıyolar, çobanlar çıkmıyo ki, dedi, ondan demi heç bi tartışma prooğramından bi bok çıkmeyo. Çıkarıvercekler çobanları liderleri kapıştırıvercekler, bak ondan sona iş varcaa yere daha çabuk varma mı?

Hadi len! dedim kendime bunlar senin beyninde uçuşan şeyler, çoban len bu abartma dedim. Hikayenin de yenilir yutulur bi yanı olmalı. Ama sığırlar gerçekti yahu. Yoksa çoban da mı gerçekti. Hay beynimi napiim? Hatırlamıyorum.

Sahil hevesimi de kaçırdı pezevengin evladı. Geri döndüm açtım bi televizyon kanalı kıstım sesini içtim bi güzel biralarımı. Aklımda çoban ve sığırları fonda ''ali babanın bir çiftliği var...''

Çok mesaj kaygılı bi yazı oldu bu:) Çok toplumsal, hahaha... Dur hele bi de kıssadan hisse verem gari:)

Siz siz olun, eli sopalı çoban Brrrüücçhhh! dedi miydi tek sıraya girivermeyin, hade len deyip vurun kıçına tekmeyi... Yoksa bi kere sığır bellendiniz miydi sağar dururlar:)

Read more...

FOÇA YANIYOR

22 Haziran 2009 Pazartesi


''İZMİR´in Foça ilçesi ormanlık alanda yangın çıktı. Bağarası ile Kozbeyli Köyü sınırları arasındaki 7. Jandarma Er Eğitim Komutanlığı yakınındaki çam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanda çıkan yangına, ilk belirlemelere göre 21 arazöz, 7 uçak, 3 helikopter ve yer söndürme ekipleriyle müdahale ediliyor.''

Yangın oraya buraya sıçrıyor, kontrolün altına alındı alınacak, şu kadar hektar filanca ağaç yandı, zeytinlikler, ormanlık alan gitti, yurdun cennet köşesi falan filan.... Yok ciğerimiz yandı, yetkililer pek etkili açıklamalar yaptı... vs vs vs...

Peki sonra?

Orman yangınları yalnızca cehaletle açıklanabilir mi?


Read more...

Bak Postacı Geliyor

20 Haziran 2009 Cumartesi




Fotoğrafta görmekte olduğunuz kitap yaklaşık olarak iki ay kadar önce yazarı Sevgili Sevgi Saygı tarafından İstanbul'dan İzmir'e tarafıma postalandı. Ve biz tam ümidimizi kesmişken dün çıkageldi.

Postacıyla artık aramızda espri vesilesi olmuştu. Hatta ben postacıya İkinci Dünya Savaşında bir askerin cepheden eşine yolladığı mektubun torununa teslim edildiği hikayeyi anlatmıştım ve bu rekora koşturduklarından bahsetmiştim.

Kitap hakkında kısa bilgi İzmir'de Sanat'ta var.

Pek sevgili posta yetkililerine sözüm ise kitabı atlı bir ekibe verseler daha çabuk gelirdi:)

Her neyse, sonuçta kitabın bana ulaşma süreci de kitabın konusu kadar heyecanlı bir serüven oldu:)

Bize bu heyecanı yaşatan tüm yetkililerin büyüklerini ellerinden, küçüklerini yanaklarından öperim.

Read more...

Vahşetin Namusu Olur mu?

14 Haziran 2009 Pazar

İçinde bulunduğumuz dünyanın ve ülkenin devasa sorunlarına rağmen bu fotoğraflara bakınca insan yine de hayal kurmaya ve umudetmeye devam edebiliyor. Hiç sıkılmadan bir ömür geçirebileceğim bu mekanlar çok uzakta değil, hemen karşı kıyıda... Aslında bizde de böyle cennetten çıkma yerler mevcut.

Ama bizde böylesine güzel yerlerin yanında 17 yaşındaki kızı sevgilisiyle buluştu diye mekan basan, kızının korkudan kendisini 6. kattan atmasına neden olan babalar da mevcut. Sadece bu kadar mı? Elbette hayır, aynı kız sedyeyle hastaneye yetiştirilirken o yaşam mücadelesinde elinde bıçak ölmek üzere olan kıza saldırmaya kalkan ve kızcağızı 5 yerinden bıçaklayan akrabaları da mevcut.


Örnek ve de namuslu aile modeli.

Bu rezil vahşeti kınayan, tepki veren bir hükümet yetkilisi durdunuz mu? Gören var mı?

Namus dediğiniz biz erkeklerin ikiyüzlülüğünden başka bir şey değil! Balzac çıtayı daha yüksek tutuyor ve ''Gelenekler toplumların ikiyüzlülüğüdür!'' diyor.

Bu manzaranın karşısında yaşayan insan ne kadar vahşileşebilir acaba? Zannetmiyorum ki çocuğu birisine aşık oldu diye onu bıçaklasın.

Peki bu kadar şiddete, hoşgörüsüzlüğe nasıl bulaştık biz? anadolu insanının kalenderliği, mizahı, hoşgörüsü, misafirperverliği ve daha bir sürü güzelim özelliği öğretilirdi bizlere okulda eskiden. Hikaye miydi hepsi bunların?
Kendi çocuğuna bunları yapabilen insanlar daha başka neler yapabilirler kimbilir?

Öncelikle namus cinayeti, töre cinayeti gibi saçma sapan kavramları üretenlerden hesap sormalı aslında. CİNAYET CİNAYETTİR! İşleyen de CANİDİR!

Read more...

Biz Bi Nişanlanıp Gelcez:)

13 Haziran 2009 Cumartesi


Valla yazacak çok bişey yok:) Varsa da ben de pek akıl fikir kalmış durumda değil:)

Kısacası ''Biz bi nişanlanıp geliyoz'' Requiem -eh artık gerçek ismi de ifşa edebiliriz Esra- ile...

Read more...

Deniz Apartman, Numara yok...

11 Haziran 2009 Perşembe


















Yüzmekle uçmak aynı şeydir. Ha havada ha suda, fark etmez. sonuçta yerçekimine karşı koyuyorsunuz.

Her ikisi de arınma duygusu verir, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey muhtemelen...

Read more...

MAYIN TEMİZLİĞİ, İSRAİL VE VAN MÜNÜT

08 Haziran 2009 Pazartesi


Mayınları Türkiye temizlesin!

Topraklar Doğu'daki işsiz ve şeyhlere üfürükçülere, aşiret reislerine kul kölelik reva görülmüş halka paylaştırılsın!

Kooperatifler kurulsun, üretim yapılsın!

Onurlu bir hayat herkesin hakkı!

Ve artık mayın falan da olmasın!

Birbirimizi yediğimiz yeter!

Vatan için yaşamak da kutsaldır!

Read more...

Tüketim Bir Kültür Müdür?

07 Haziran 2009 Pazar




'Tüketim Kültürü.''
Bu tabiri duymayan kalmamıştır dünyanın herhangi bir coğrafyasında.

Üretilen bir şeyin tüketilmesi gayet doğal. Üretimden kasıt gıda benzeri zorunlu ihtiyaçlarsa, tüketim de yemek sanatına dair ise buna bir kültür denilebilir elbette, ama bahsettiğimiz şey aslında ihtiyaç olmamasına rağmen aptallara komik gelen reklamlar vasıtasıyla ihtiyaçmış gibi yansıtılıyorsa buna kültür demek abesle iştigalin ta kendisi oluyor.

Reklamların içeriklerini bir düşünün. Aşil'i topuğundan vurak ok misali her reklam zihnimizin zırhsız noktasından giriş yapmıyor mu?

Etrafınıza bir bakın elbise tamiri yapan ya da diken kaç terzi kaldı? Terziden kastım zanaatkar, starlara sahne kıyafeti ve hanımlara gelinlik diken modacılar değil.


Kadınlar genelde kolay hedef gibi duruyor reklamcıların karşısında. Çok haksız da sayılmazlar, alışveriş merkezlerini bir gezinirseniz bunu gayet rahat gözlemleyebilirsiniz.

Yürütülen politikalar doğrultusunda psikolojik rahatsızlıklara ilaç, can sıkıntısına derman olan alışveriş salgınının sonucu nedir peki? Sizce herhangi bir bankaya borcu olmayan kaldı mı?

Sevgililer günü, yıldönümleri, noel ve daha birçok özel günde neler yapıyorsunuz? Alışveriş yapmak artık sosyal bir insan görüntüsünü oluşturan bir numaralı etken olmadı mı?

Çaresi var mı bu hastalığın? Zannetmiyorum. Kaç kuşak bu psikolojiyle yetişti/yetiştirildi. Tasarruf, yardımlaşma, imece gibi kültür kelimesini gerçekten hakeden şeyler artık bir nostalji...

Read more...

Demokrasi Treni;İndi Bindi Beleş

Malumunuz Deniz Feneri davasında kıpırdanmalar var. Peki bu kıpırdanmalara medyanın tepkisi ne olmuş merak ettiniz mi? Düşünün medya ile ilgili bir kurumun en tepesindeki insan zanlı, malvarlığına tedbir konulmuş, hala görevde... Uzatmayalım, Odatv sitesi manşetlerden bir derleme yapmış, aynen aktarıyoruz...

İşte gazetelerin birinci sayfaları ve işte Zahid Akman haberleri:

Posta: (dört sütuna manşet) Nihayet

Hürriyet: (altı sütuna sürmanşet) deniz Feneri’nde 18 ihtiyati tedbir

Milliyet: (beş sütuna manşet): Varlıklarına tedbir geldi

Habertürk: (altı sütuna manşet): Zahid Akman’ın mallarına tedbir

Vatan (sekiz sütuna sürmanşet) Servetine tedbir kondu

Akşam: (dört sütuna şürmanşet) Deniz’de tedbir fırtınası

Cumhuriyet: (altı sütuna manşet) Malvarlıklarına tedbir konuldu

Sözcü: (altı sütuna sürmanşet) Malvarlığı şoku!

Güneş: (altı sütuna manşet) O koltuktan kalk artık!

Yeniçağ: (manşet yani çift sütun) Malvarlıklarına tedbir kondu

Radikal (altı sütuna manşet): Deniz Fenerinde 18 kişinin mallarına tedbir

Tercüman: (sekiz sütuna manşet) Deniz Fenerinde birinci dalga

Birgün: (ortada dört sütun) Akman’ın feneri sönüyor

Sabah: (en altta dört sütun) Akman’a tedbir

Takvim: (altta çift sütun) Akman’a şok haber

Zaman: (en altta dört sütuna) Deniz Feneri soruşturmasında 18 kişinin mallarına tedbir

Bugün: (altta çift sütun) Deniz Fenerinde tedbir kararı

Star: (manşet yanı çift sütun) Erdoğan: Akman kendini savunmayı bilir

Taraf: (altta tek sütun): Erdoğan: Akman kendini savunur

Yeni Şafak: haber yok

Vakit: haber yok

Türkiye: haber yok

Milli Gazete: haber yok

Yeni Asya: haber yok

Read more...

Oyuncu, Sahne Ve Kırmızı Başlıklı Kız

06 Haziran 2009 Cumartesi


Bizlere verilen rolleri oynamaya devam ediyoruz. Kimimiz başarılı kimimiz sınıfta kalıyor. Sorun değil! Herkes oscar alamaz!

Zaten yönetmenin de çok başarılı olduğu söylenemez. Senaryo da berbat. Sahneyi viran eylemişiz hep beraber. Işık dekor desen ı-ıh!

Çoğumuz başrol heveslisi figüranı oynuyoruz. ''bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacak'' dedi birisi hepberaber inandık. İnanmak birinci işimiz. Rolüne inanmazsan oynayamazsın!

Berbat oyuncularız, ama eğleniyoruz.

Daha kötü de olabilirdi. Kurdun karnını yaracak avcıyı bekleyen kız olmak da vardı hayatta:)
Hoş Kurtlar vadisinin fanatik bir izleyicisi olmak daha kötü olsa gerek...

Read more...

Başlık yok, etiket yok, kategori yok... Sadece düşler var...

05 Haziran 2009 Cuma


Şöyle ufak bir sahil kasabasına yerleşsem, bahçede roka maydonoz yetiştirsem, ayak toprağa değse... Balığa çıksam, bir elim teknenin dümeninde diğer elimde buz gibi bira olsa... Güneş kavursa... ayaklarım yalınayak yürümekten ve sıcak kumlardan katır ayağı gibi olsa...

Sabah balığa çıkıp öğle yemeğinde yakaladığım balıkları yengeçleri götürsem, bir iki bira içip kuytu bir gölgede uykuya dalsam...

Öğleden sonra yine balığa çıksam, akşama bahçeden topladıklarımla salatayı yapsam, ekmeği kendim yapsam, balığı ızgaraya atsam... Bakkaldan sadece rakı alsam... Onu da değiş tokuş sistemiyle halletsek, para mevhumunu ortadan kaldırsam.

Akşam güneşin batışına karşı kursam sofrayı, bir iki kadeh atsam, fonda Müzeyyen Senar, Zeki Müren şarkıları olsa...

Uzar gider benim liste ama listenin hiçbir maddesi denizden bir adım uzaklaşmaz herhalde:)

Siz de yorulmuyor musunuz bazen... İşten güçten değil sadece... Yaşam standardından, modern hayattan, televizyondan internetten, ondan bundan şundan... Daha güzel bir hayat olabileceğini bilip de sabahtan akşama mesai yapıp, akşam tv ya da pc başına çöreklenip ertesi gün yine aynı çarka girmek... Okkalı bir küfür geçiyor tam burada ama otosansür sistemimi devreye sokuyorum hemen:)

Read more...

Dünya Çevre Günü


Böyle özel günler beni hep huysuzlandırmıştır. Kesin bi halt yemiştir insanoğlu bişeyin içine etmiştir ve şimdi o mahvettiği şeye bi gün düzenleyip içini rahatlatıyordur.

Dünya Kadınlar Gününü bir düşünün, erkekegemen toplumun kadınlar bir günlük kıyağı...
Dünya çevre günü:) Çevre mi kaldı? Kimyasal silahlar, kimyasal atıklar, altın kadına yakışıyo pek estetik diye orayı burayı kazıp zehir saçmalar... Nüfus patlaması, birisi golf oynayacak diye orman katletmeler... Ama bakınız bugün insanlar ne nutuklar atarlar. Termik santrallere okey veren pek yetkili yetkililer çevrenin öneminden bahsederler vs... Verilen okey termik santralin boyuna yetmeyeceği için herhangi bir koruma sağlayamayacak insanoğluna bu arada:)

Sevgililer Günü var, o da ticari zaten. Sevgilin varsa niye o günü bekleyesin ki hediye almak için? Yada bir güncük daha çok mu seveceksin? Ne menem bir şeydir ki bu?

Dediğim gibi çevreyi doğayı bu hale getirmese insanoğlu/kızı dünya çevre gününe gerek kalmazdı. Kadınlar özgür olabilseydi kadınlar gününe de gerek kalmazdı. Türkiye büyük bir devlet olsaydı Türkçe İngilizce gibi öğrenmesen ayıp bir dil olurdu ve Amerikalı bir şeyhin İngilizce eğitim veren okulunda üç beş çocuğa Türkçe öğretildi diye tebaası veya müridi olan birileri bu kadar hislenmezdi:)

Bir de bizimki gibi ülkelerde çok tuhaf bunlar... Tecavüz suçunun cezasına indirim olabilen bir ülkede kadınlar günü kutlamak... Orman yangınları olimpiyatlarında ilk sıralarda yeralan bir ülkede çevre günü kutlamak... Bizimki kutlama değil Ağıt ve Protesto olur olsa olsa... Zaten öyle de olmalıdır...

Read more...

Diziler, Arkası Yarınlar, Hayatlar Vs


Son zamanlarda bir dizi manyaklığıdır ki aldı başını gidiyor. Lost, Heros, Gossip Girl ve daha niceleri... Bazıları sanki aynı senaristin elinden çıkmış gibi...

Lost kaçıncı sezona erdi bilemiyorum ama tüm ada ahalisi oturup bir bölümde dürüstçe birbiriyle konuşsa dizi en az iki sezon kısalırdı:)

Sekiz on bölümde bitirilebilecek bir dizinin binbeşyüz bölüm sürmesi ve bunun en az yüz bölümlük bir zamanının bir önceki bölümün özetine ayrılması, araya gren reklamlar vs derken izleyicinin hayatından giden zamanı bir düşünün... İyi bir senarist ve yönetmen işbirliğiyle gayet güzel bir sinema filmi olabilecekken ekonomik veya daha başka sebeplerle bir türlü bitmeyen bu dizilerden size gına gelmedi mi artık? Ben televizyon açamaz oldum. Ya bir dizi, ya aptal bir eğlence(!) programı ya da daha aptal bir tartışma programı... Ah spor programlarını nasıl unuturuz:)

En son ne zaman reklama bulanmamış iyi bir film izlediniz televizyonda? İddia ediyorum çocukluğumun tek kanallı TRT' si bu konuda daha iyiydi. Belki kesip biçiyordu birçok sahneyi ama ben Hercul Poirrot'ları, Spagetti Western'leri, polisiyeleri ve sinemanın birçok klasik filmini TRT'de izledim yıllar önce. Şimdi onların da pek bir farkı kalmadı elbette. Hatta neredeyse cemaatten haberler diye bir kuşak açacaklar ama bu da ayrı bir yazının konusu...

Read more...

Gossip Girl ve Bizim Kızlar

Bütün kızların güzel, oğlanların yakışıklı olduğu, herkesin zengin olduğu ve son derece lüks bir hayat sürdüğü bir dizi. Bir peri masalı hatta. Kahramanların kıskançlık, dedikodu ve can sıkıntısı gibi problemlerini adam yerine koymazsak pek bir sorunları yok. Herkes heran herkesin sevgilisi olabilir, birinin annesi diğerinin babasıyla evlenebilir bir yakınlıkları mevcut bu karakterlerin.

gossip-girl-cast-pic

Kitaplarını 14-15 yaş grubu kızların okuduğu Dedikoducu Kız'ın dizisinin izleyici kitlesinde yaş grubu biraz büyüdü anladığım kadarıyla. Anlatılabilecek bir konusu olmayan, hemen her bölümde aynı tiplerin birbirine benzer sorunlar yaşayıp, bölümün sonuna doğru iyilerin bir sevgi yumağı oluşturduğu, kötülerinde bir dahaki bölümde çevirecekleri entrikanın tüyolarını verdiği, özetle gereksiz televizyon dizileri listesinin seribaşı olan bu diziyi hayatında gereksiz şeylere vakti olan herkese tavsiye ediyoruz:)

Yahu söylemeden geçemeyeceğim, sinemasal bir şölen değil, muhteşem bir senaryo yok, zeka denilen mevhumdan hiç bir aşamasında faydalanılmamış bir dizi... Nasıl böyle bir izleyici kitlesi yakalıyor?

Read more...

Yazınsal Serüven; Bir Yazarın Edebiyat Yolculuğu

03 Haziran 2009 Çarşamba


Asıl macera okumak mı yoksa yazmak mı?

Okumak elbette büyük bir haz, yolculuk ve hatta maceralı bir yolculuk. Yazmak ise bambaşka bir boyut. Bir kitabın yazılışından tutun da yayınlanıp kitapçı raflarındaki veya okuma serüveninizdeki yerini alana kadar geçirdiği evreler oldukça uzun bir serüven aslında.

Peki bu serüven yazar tarafından bakıldığında nasıl yaşanıyor? Özellikle de ilk kitabın yayınlanma sürecinden sonra neler yaşanıyor? Bu sorunun cevabı için okuyabileceğiniz harika bir metin var; İletişim Yayınlarından çıkan Eski Sinagog Meydanı‘ nın yazarı Öykü Didem Aydın Edebiyat Ve Hukuk isimli blogunda Bir ‘İlk-romancının’ İtirafları, Okuyucuları ve Eleştirmenleri başlıklı bir yazı yayınladı.

İlk kitap sanki yazar için hemen aşılması gereken bir durum gibi yaşanıyor sanırım. Öyle çok önermeler var ki ilk kitap konusunda. Aslında tek bir kitapla edebiyat tarihine geçmiş isimler var. Mesela Arthur Rimbaud‘nun Cehennemde Bir Mevsim dışında kitabı yok ama Onun kadar şiir dünyasını etkilemiş bir başka şair de yok muhtemelen… Yazar ilk kitabında kendisini anlatır türünden yaygın bir inanç var mesela. Uzatmayacağım, Öykü Didem Aydın‘ın yazısına dönmek istiyorum çünkü.Yazının girişinde ilk-roman ve ilkromancı sözcüklerini türeten yazar aslında belki de edebiyat dünyamıza iki yeni kavram kazandırıyor.

‘İlkromancı kime denir?’ sorusuna verdiği 15 maddelik cevap ise müthiş bir -isyan dolu- mizah örneği. İşte o maddelerden birkaçı;

1- İkinci romanı yazıp yazmayacağına ilişkin kendinden başka herkesin şüphesi olan romancıdır.

2- Romanı, bir yıl içinde bin satmış ise mutlu olması gereken bir romancıdır.

7-“İyi romancı reklam yapmaz, işi ticarete dökmez, iyi romancı çok satmaz, çok satsa bile çok okunmaz, çok okunsa bile çok anlaşılmaz” tümceleriyle başı gerçekten dertte olan romancıdır çünkü bu tümcelerin öznesi, “iyi romancı”dır, “ilkromancı” değil!

11- İlk romanının yazım ve yayınlanma süreçlerine üç, beş, sekiz, hatta on yıl vermiş olmasına, romandaki beher kelime başına saatler düşmüş olmasına karşın, tüm romanı “hızla” okumaya bilmiyoruz kaç yarım-saat veren ama eleştirisine onbeş dakikadan fazla bir süre ya da birkaç dergi sayfasından fazla yer vermeyen iki-üç eleştirmenin, çok-kötü iyi-yazılarından bile memnuniyet duyması gerektiğine inanılan romancıdır.

12- Hiç okumadığı, hatta adını bile duymadığı “dandik” bir gazeteyi, sırf orada ilkromanı hakkında bir şeyler yazılmış diye alıp okumaya kalkması beklenen romancıdır.

Yazarın kitabı hakkında çıkan iki eleştiri yazısına ve bu yazılara dair kendi fikirlerine de yerverdiği bu uzun olduğu kadar keyfle okunan yazısını mutlaka okuyunuz. Muhtemelen elinize aldığınız bir kitaba bakış açınızı bile değiştirecek/derinleştirecek bir yazı.Yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz.
Keyifli okumalar…
Not:Yazı daha önce İzmir'de Sanat'ta yayınlanmıştır...

Read more...

Sabah Tuhaflıkları

01 Haziran 2009 Pazartesi





Sabah kalkmış söylene söylene işe gitme derdinde otobüs durağında bekleme sigaramı yakmışım Körfeze karşı, Karşıyaka karşımda...
Kordonda yürüyüş yapan teyzeler... Otobüsü biraz bekleyeceğim biliyorum, bir öncekini kaçırdığımın farkındayım. Hava fena güzel, hiç işe gidilesi değil anlayacağınız.
Derken soluk soluğa bir teyzem işkenceli yürüyüşünü kesip yanıbaşıma parketti ve başladı anlatmaya;

-Geçen sene ameliyat oldum da bir yıldır spor yapamıyorum, şimdi nefes yetmiyo artık. Ev de Karataş'ta burası Göztepe, eh iyi yürümüşüm yine.

-Geçmiş olsun teyzecim.

-Niye?

-Ameliyat olmuşsunuz ya.

-Haa, o geçti canım ben sana yürüyüş mesafemi anlatıyorum.

Hala nefes nefese ama maaşallah çene makinalı tüfek. Devam edecekken bir otobüs durdu önümde, tıknaz bi abi telefonla konuşarak bana doğru yürüyor, yaklaştı telefonu uzatıp;

-Şuna baksana, dedi.

Aldım telefonu, sesinden yaşı anlaşılmayan ve yanıbaşımda duran teyzeden daha hızlı konuşan başka bir bayan bağırarak soruyor;

-Nerde o adam?

Hiç istifimi bozmadım valla, nasıl olsa başladı bir kere, bugün böyle gider artık:)

-Göztepe'de.

-Ne işi var orada?

-Yoldan geçiyodu durdu, telefonu bana verdi, bilmiyorum yani, aslında yoldan geçen bendim galiba, bu sabah pek anlamsız zaten, dedim ben de.

-Sen ne diyon be?

-Bilsem, anlasam ne olduğunu ben de anlamlı birşeyler söyleyecem ama...

-Bak ben Konak'ta bekliyorum, dedim o h.yvana, Konak dedim, geçersen Göztepeye gidersin dedim, dinlemiyo ki, anlamıyo ki...

-Tamam hanfendi ben şimdi Konak'a yolluyorum arkadaşı, 10 dakikaya orada olacak.

Kapattım telefonu, verdim arkadaşa, tarifettim yolunu da gönderdim.

Ve benim unuttuğum teyzem hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devamediyor anlatmaya, tek fark nefes alışverişi biraz düzelmiş.

-Eskiden her sabah yürürdüm, bugün de hava sıcak olacak, ter bastı, du bakalım bu otobüs ne zaman gele............

İnsan bir an uyanmadım da kabusta mıyım diyor:)

Anlatılanların tamamı gerçektir bu arada...

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP